Bugün sizlere şehir yazılarimi atfediceğim.Ama küçük bir farkla görmediğim kuzey de küçük, tatli bir Karadeniz şehri olan Kastamonu'yu.Hiç bilmediğim Kastamonu'nun davetkar ve cazibeci sesini son zamanlarda daha bir güçlendiğini, çeşitlendiğini,güzelleştiğini itiraf etmem gerekiyor.Uzun kaynak araştirmalarimdan da yola çikarak ruhum ve zihnim bu yolculuga hazir bir şekilde kaleme alicak.Hafıza ormanı hatırlayış ve hayıflanmalara değer değmez tutuşup alevleniyor. Zaman hareketli ve sıçramalı pencerelerde seke seke daha sağlam tahkim edilmiş bir bilince ev sahipliği yapmaya soyunuyor; mekan yatay ve dikey boyutlamalara tutunarak çeperlerinden taşımak için fırsat bir arıyor.Küçük hikayelerle bütünleşen İnsan manzaraları,şehrin gündelik hayatındaki boşlukları doldurarak,taze bir bakış ve yorumlama cehdinin taşlarının döşeyiveriyor.Evladının vefasızlığına, ihmaline hem içeride hem de dışarıda kesintisiz bir iştiyakla çekişmesine rağmen kendini onarmasını sağlayan tuhaf bir enerjiye sahip Kastamonu.. Her köşesinde hala mucizeler saklayan bir belde;sadece başka yerlerden gelen misafirlerine değil mahmurluk ve gafilliğini kazara da olsa,üstünden atabilen hemşerisine de işlek farkındalıklar ve kabuğun ötesine gösteren ışımalar sunan bir şehir. Hala nasılda güzel gözüküyor resimlerden. Allah'ım onca yara beresine rağmen hala ne kadar da vakur ve mağrur.Deniz ile dağ arasında çırpınıp duran sudan, ağaçtan,taştan ve rüzgardan tokaçlarla sürekli dövülen, Kuzeyin kendisini gizleyip saklamaktan pek bir hoşlanan, Batı Karadeniz'in bu Nadide Yıldızı toprağının hem altında hem de üstünde sayısız cevher,hikayede hazine biriktiriyor... Hala müşfik bir sıcağa,deniz bir havaya, büyükşehir trafiğinden yakınan bezginlerde mütemadiyen yürüme isteği uyandıran,görece sakin ve uzun caddelere