Şeytanın dünya üzerindeki varlığının ilk insandan da öncelere dayandığını kutsal kitaplardan anlıyoruz.Herşey insanın yaratılmasıyla başlıyor.Bu süreç şeytanın kibri,inkarı ile şeytan asli görevini üstleniyor...Ayette de geçtiği üzeri diyor ki şeytan:"Beni saptırmana karşılık bende onları saptırıcağım.Senin biçtiğin dosdoğru yoldan gitmelerine engel olucağım."Ve şeytan elbette aldığı vazifesini yerine getirmek için durmak bilmez bir gayret ile çalışmaya devam ediyor.Aldığı vazifesini ademoğluna icra ettiği ve aldığı sonuçlar neticesinde iblis olarak evren de var olmaya devam ediyor.İnsanoğlu (bizler) bu bilgiyi aldığı zamandan beri tüm kötülüklerin kaynağı olarak şeytanı görüyoruz. "kör iblis" diyerek biraz olsun suçu üzerimizden atarak rahatlatıyoruz kendimizi...Bu insanoğlunun bi çeşit savunma mekanızmasıdır aslında.İnsanın kendini temize çekme gayretinin bir tezahürü olarak,olup biteni şeytanın üzerine atma uğraşının insanlık tarihi ile eş zamanlı bir sürecin yanılsaması.Bunun sonucunda o destansı cümle vuku eder dillerimize: "Şeytana uydum".İçini rahatlatır belki kısa bir süreliğine.Fakat;içinin karanlığını sadece kendisinin görmesi ayrı bir garabet olarak hayatımızda hatta her an dimağımızda yer tutmaya devam eder ne yazik ki!Hayatımıza muhalif bir pencereden bakarız.Başkalarına fikir verirken tüm içimizdeki iblisi bir kenara bırakır karşı tarafın penceresi yerine,yapılması gerekenleri hemende sıralıyıveririz. İçimizdeki iblis bir anda tahsilli bir psikoloğa dönüşüverir.:) Oysaki şeytanın varlığı soyut olsa da buz gibi bir gerçek.Kılıklara girsede,insanın içini esir alacak kadar güçlü bir etkisi var. Ama hala içimizde kendimizden bile sakladığımız bir umut var.Varoluşsal sancılarımızı tamamlayacak o ikbal çokda uzak olmasa gerek. Diyerek Henryy Fordun