Yazıklar olsun, seni sevmesini bilmeyenlere; ey, gamlı ülke!.. Seni sevip, senin sessiz dramın içinde gömülüp gitmekten korku çekenlere!.. Taşın, toprağın ne bitmez bir sabır ve mukavemet hazinesidir! İnsan, senin göğsünde ya destani bir kahramanlığa erer ya da en ilahi mizaçlı velilerin feragat ve mahviyet derecesine varır.
Bir kalp, sevmek için mutlak servete ve asalete mi muhtaçtır? Bence en hakiki ikbal, ruhun göründüğü iki güzel göz; en büyük servet, kalbin hissini gösteren gül renginde dudaklardan akseden tebessümdür. Güzellikten büyük asalet, temiz kalpten büyük bir servet mi olur?
İnsan, hayatının hangi devrinde olursa olsun anneye karşı daima çocuktur. Gerçekten mertçe bir yaradılışa sahip bir erkek ağlayışı kadar kadında merhamet uyandıracak bir şey tasavvur olunamaz. Hele o kadın anne olursa...
Bilindiği gibi Türk adı 542 yılında tarih sahnesinde yer alan, 552'de bağımsızlığını ilan eden Gök Türk (Kök-Türk) Devleti'yle resmi bir kimlik kazanmıştır. Aslında bu devletin adı Gök (Kök)-Türk değil Türk idi ve bazen iki heceli "Türük" şeklinde yazılıyordu. 19. yüzyılın sonunda bazı Türkologların teklifiyle ilim aleminde kabul görüp Gök Türk (Kök Türk) şekliyle yaygınlaşmıştır. Bununla beraber Türk adının nasıl olup da yaygınlaşarak günümüze ulaştığını kısaca açıklamak gerekir. Bu şekilde Moğolistan'da kurulan Türk adlı devlet kısa zamanda bütün Orta Asya'yı, Kuzey Çin'i, hatta Tibet'i hakimiyeti altına almıştı. Arkasından Kore'den Karadeniz'e kadar Kafkasların kuzeyi, hatta Kuzey Afganistan'ı kendine bağladı. Böylece hem doğu kaynaklarında (Çin, Tibet, Kore) hem batı kaynaklarında (Bizans) Türk Devleti adıyla geniş yer edindiği gibi Orta Asya, Türkiye diye anılmaya başlandı.