Nur

Nur
“Küçük şeylerde büyük mutluluk.”
İstanbul
10 Ağustos 1987
111 okur puanı
Temmuz 2025 tarihinde katıldı
Puan vermedi·272 syf.··
2026 19. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Mart 2026 10:30
Bazen bir kitabı okuyorsun ve olaylardan çok hisler kalıyor içinde. Kütüphane benim için biraz böyle bir kitaptı. İlk başta ne anlatmak istediğini anlamakta zorlandım ama okudukça aslında yazarın bize kütüphaneyi sadece kitapların olduğu bir yer olarak anlatmadığını fark ettim. Kütüphane burada biraz insanın iç dünyası gibi. Her kitap bir anı, bir düşünce, bir duygu gibi duruyor. İnsan bazen bir kitabın içinde kendinden bir parça buluyor ya, yazar da sanki tam olarak bunu anlatmak istemiş. Kitap çok hareketli bir hikâye sunmuyor ama daha çok düşünceye ve hislere dokunan bir anlatımı var. Okurken insan kendini sessiz bir kütüphanede dolaşıyormuş gibi hissediyor. Bence yazarın vermek istediği şey de biraz bu: kitapların sadece okunacak şeyler değil, insanın hayatına dokunan birer iz olduğu. Kısa ama düşündüren bir metin diyebilirim.
1000Kitap
KütüphaneciJudith Kuckart · Epsilon Yayınları · 201390 okunma
Yakıcı Sır
Puan vermedi·104 syf.··
2026 18. kitabı
Stefan Zweig’in Yakıcı Sır kitabı, bir çocuğun yaşadığı duyguları anlatan etkileyici bir hikâye. Kitapta Edgar adlı bir çocuk ve annesi tatildeyken tanıştıkları Baron’un aslında Edgar üzerinden annesine yaklaşmaya çalıştığını görüyoruz. Edgar zamanla bunu fark ediyor ve kendini kandırılmış hissediyor. Bence kitapta en dikkat çekici şey, bir çocuğun duygularının ne kadar derin olabildiğini göstermesi. Yetişkinler bazı şeyleri gizlediklerini düşünse de çocuklar aslında birçok şeyi hissedebiliyor. Genel olarak kitap çocukluk, güven ve büyümenin getirdiği hayal kırıklıklarını anlatan düşündürücü bir hikâye. Kısa olmasına rağmen insanı etkileyen bir kitap.
1000Kitap
Yakıcı SırStefan Zweig · İlgi Kültür Sanat Yayıncılık · 201851,2bin okunma
​Hiç Gönderilememiş Bir Çığlık: Babaya Mektup
Puan vermedi·57 syf.··
2026 17. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 05 Mart 2026 09:03
Franz Kafka’nın 1919’da babası Hermann’a yazdığı ama hiçbir zaman ulaştıramadığı bu mektup, aslında bir "evlatlık" vazifesi değil; bir ruhun hayatta kalma çabasıdır. Kitabı bitirdiğinizde elinizde kalan sadece bir mektup olmuyor; bir insanın, otorite figürü altında nasıl yavaş yavaş "hiçleştiğine" dair tutulmuş bir otopsi raporu oluyor. ​Kafka, bu 57 sayfalık hesaplaşmada babasını sadece bir ebeveyn olarak değil; yasaları koyan, yargılayan ve infaz eden "Tanrısal" bir güç olarak tasvir ediyor. Sofradaki yemek yeme kurallarından tutun da evlilik tercihlerine kadar her alanda babasının devasa gölgesi altında ezilen bir Kafka var. O meşhur Dönüşüm romanındaki Gregor Samsa’nın bir sabah böceğe dönüşmesi, bu mektubu okuduktan sonra anlam kazanıyor: Kafka, babasının bakışları altında zaten çoktan bir haşereye dönüştürülmüş. ​Mektubun en trajik yanı ise annesinin rolü. Annesi Julie, babasının sertliğini yumuşatmaya çalışan bir "tampon" görevi görse de, Kafka’ya göre bu durum sadece işkenceyi uzatmış. Bir "av" olan Kafka, annesi tarafından "avcı" babanın önüne her seferinde şefkat maskesiyle geri itilmiş. ​En sarsıcı olanı ise mektubun sonunda Kafka'nın, babasının vereceği muhtemel cevabı da bizzat kendisinin yazmasıdır. Bu, Kafka'nın suçluluk duygusunun ne kadar derin olduğunu kanıtlıyor; o, celladının savunmasını bile üstlenecek kadar kendi celladı olmuştur. ​Eğer Kafka’nın o karanlık, labirentvari dünyasının kapısını açmak istiyorsanız, anahtar bu mektuptur. Adrese asla teslim edilmemiş olsa da, bugün tüm dünyanın kalbine ulaşmış bir çığlıktır bu.
1000Kitap
Babaya MektupFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202253,8bin okunma
7/10
·64 syf.··
2026 16. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 19 Şubat 2026 13:50
Stefan Zweig’in Mecburiyet kitabını bitirdim… Kısacık ama insanın içine uzun uzun oturan bir eser. Bu kitap savaşın kendisini değil, insanın içinde verdiği savaşı anlatıyor. Ferdinand cepheye gitmek istemeyen, ruhu incinmeye çok açık bir adam. O korkak değil… sadece öldürmek istemiyor. Ama toplum, görev, “mecburiyet” onu kendi vicdanıyla baş başa bırakıyor. Zweig burada çok derin bir soruyu fısıldıyor: Gerçek cesaret nedir? Silah alıp gitmek mi, yoksa vicdanının sesini dinlemek mi? Kitap boyunca şunu hissettim; bazen insanı en çok yaralayan şey, yapmak zorunda kaldıklarıdır. Dışarıdaki savaş bir gün biter belki… ama insanın içindeki savaş kolay kolay susmaz. Mecburiyet, savaş karşıtı bir metinden çok bir vicdan hikâyesi. Ve şunu öğretiyor: Bazen en ağır yük, “mecbur kaldım” demektir.
1000Kitap
MecburiyetStefan Zweig · İlgi Kültür Sanat Yayınları · 202074,9bin okunma
10/10
·655 syf.··
2026 12. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 01 Şubat 2026 15:21
Suç ve Ceza benim için sadece bir roman değil, insanın kendi zihniyle yüzleşmesi gibi bir deneyim oldu. Raskolnikov karakteri üzerinden Dostoyevski, “insan ne kadar ileri gidebilir?” sorusunu çok sert ama bir o kadar da gerçekçi bir şekilde sorgulatıyor. Raskolnikov’un kendini bazı insanlardan üstün görmesi ve bu düşünceyle bir cinayet işlemesi başta mantıklı gibi gelse de, asıl meselenin cinayet değil, sonrasında yaşadığı vicdan azabı olduğunu fark ediyorsunuz. Yazar suçtan çok, suçlunun iç dünyasını anlatıyor. Okurken sık sık “Ben olsam ne yapardım?” diye düşündüm. Sonya karakteri kitabın en güçlü taraflarından biri bence. Hayatı çok zor olmasına rağmen içindeki iyiliği kaybetmemesi, Raskolnikov’un karanlığına karşı bir umut gibi duruyor. Porfiri karakteri de klasik polis tiplemesinden çok farklı; bağırmadan, zorlamadan insanı kendi gerçeğiyle baş başa bırakıyor. Kitap zaman zaman ağır ilerliyor ama bu ağırlık bilinçli. Çünkü Dostoyevski sizi olaylara değil, karakterin zihnine sokuyor. Bitirdiğimde hikâye değil, daha çok düşünceler kaldı aklımda. Vicdan, suç, adalet ve insanın kendine kurduğu yalanlar üzerine gerçekten sarsıcı bir roman. Okuması kolay değil ama etkisi uzun sürüyor. Bana kalırsa herkesin hayatında en az bir kere okuması gereken kitaplardan biri.
1000Kitap
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Etap Yayınevi · 2010193,8bin okunma