Sürgünde iken, bir keresinde, Halep kaynaklı bir haberle İstanbul'a kendisinin ölüm haberini ulaştırmıştı.
«Refik Halid, Pehlivan Kadri ile birlikte Halep civarında Amik gölünde ördek avlarken, bir timsahın hücumu ile sandal devrilmiş, Refik Halid'le, Pehlivan Kadri yüzme bilmediklerinden sulara gömülmüşler, yüzerek sahile çıkan sandalcı, iki Türk'ün cesedini bir daha su üstünde görmediğini beyan etmiştir.»
Bu haberi ilkin Halep'te yayınlanan (Doğruyol) gazetesi yazmış, daha sonra olaydan bütün İstanbul gazeteleri haberdar olmuştu.
Ölüm haberi üzerine bu gazetelerde Karay'la ilgili biyografik bilgi, eserlerinin listesi, edebî ve siyasî kişiliği üzerine yazılar yayınlanmaya başlandı. Böylece, Refik Halid, hayatında, ölümünden sonra dost ve düşmanların ne diyeceğini bir Nisan şakası aracılığı ile öğrenmek olanağını bulmuştu. Bu olay dahi, onun şakacı, Galatasaray'lı, muzip -öğrenci kişiliğinin orta yaşlılığında da bütün yurdu aldatacak boyutta süregeldiğini göstermek bakımından ilginçtir.
Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil
Canımın acıdığını hissediyorum. Bilmiyorum belkide ben artık büyüyorum. Yıllar değil yaşıma eklenen ruhuma binen yüklerle yürüyorum. Toz pembe değilmiş bu hayat oysaki en sevdiğim renkti bir zamanlar. Şimdi en sevdiğim siyah oldu kapkaranlık gecelerde ciğerimi söken yalnızlıklarla bir başıma savaşıyorum. Elbet bende isterdim çok sevilmek. Gözlerine bakınca içime işleyecek o sıcak mutluluğu bende isterdim. Sarılınca tüm hüznü yüzüstü bırakmak. Ama olmadı ve olmayacak. Ben bu dünyanın itirafsız suçlusuyum. Delil bırakmadan öldürmeye çalışıyorum benliğimi. Tek çarem bu çünkü. Karanlık odalara hapsettim aç susuz bıraktım olmadı. Defalarca hırpaladım dövdüm sövdüm olmadı. Utandım ondan kaçtım ayaklarım kanayana kadar koştum ama yine olmadı. Bırakmadı peşimi itiraf etmedi ne istediğini bende soramadım tabi. Korktum. Ta ki gerçekleri görene kadar. Yine korkuyorum evet ama artık kaçmıyorum. Gitmiyorumda ona adımlarım hep yerinde sayıyor. Ne doğru ne yanlış aklım bulanıyor bazen. Kağıtlara kusuyorum. Duygularım gerçeklerin ördüğü seti bir çırpıda yıkıp geçiyor. Oysa ellerim dillerim yüreğim kanaya kanaya ben dizmiştim o taşları. Emeklerim buhar gibi yükseliyor göklere. Bu yüzdendir belkide sevdam mavilere. Plastik çiçeklere benzedi hayatım. Gerçeğin yerini almaya çalışan sahteliklerle. Kendin ol dedi çok bilmişin biri insanlığa. Ben kendim olsam kendimden geriye ne kalırdıki.