Ama iman öyle değil. İman kaptaki su gibidir. Bazen dolu bazen boştur, bazen bitecek gibidir bazen geriye damlalar kalmıştır, bazen yeniden dolar bazen su kirlenir ve temizlemek gerekir. Bu sebeple iman ya vardır ya yoktur diyemeyiz.
(…)
Salih amel işledikçe kalp o kadar imanla dolar. Salih amel azaldıkça iman kalpten yavaş yavaş akıp kaybolur. İmanı elimizde tutamayız.
Borçlanma Demokrat Parti döneminde bir alışkanlık haline gelecek ve devlet sürekli olarak borçlanacaktır. DP iktidarı döneminde birçok kez Meclis aşağıda örneği verildiği gibi tasarı hazırlayıp DP iktidarına yetki verecektir.
TBMM 9. Dönem 3. Yasama yılı 70. Birleşim tutanaklarından alınan dış borçlanma tasarısının adı şöyledir:
ABD ve Avrupa Ekonomik iş Birliğine dahil, memleketlerle!borçlanma, yardım ve ödeme Anlaşmaları akdi için hükümete yetki verilmesine dair 5436 sayılı kanunun, yürürlük süresinin uzatılması hakkında kanun tasarısı (1/395) (Dışişleri, Ticaret ve Bütçe komisyonlarına)ABD tarafından Türkiye'ye yapılan iktisadi yardım ve hibe + krediler, 1950-1960 yılları arasında toplamda 1.018.200.000 doları bulmuştu. Yani yaklaşık 1 milyar dolar. Bu yardım ve kredilere 1950'den sonra, karşılıklı para fonundan yapılan ve toplamı 2.144.000 lira tutan, bir kısmı askeri amaçlara tahsil edilen rakamı da ilave etmek lazım.
İktidara geldiklerinde Meclis kürsüsünden "Devletin kasasında 130 ton altın var" diye CHP'yi eleştiren DP'liler, 1960 yılında geriye sadece 13 ton altın stoğu bırakacaklardı.
Türkiye'de bir yılda ortalama 50 milyon kutu antidepresan kullanılıyor. Her 10 kişiden 1'i bu ilaçlardan kullanıyor. 1990'da piyasaya sürülen Prozac sayesinde Ely Lilly şirketi, patent süresi dolana kadar milyarlarca dolar cebe indirdi.
Bu kadar parayla ne yapacağını bilemeyen Amerika, fazla gelen parasını Afrika'ya büyük krediler vererek değerlendiriyordu. Aslında bu tarihin en büyük kapitalizm oyunuydu. Bir örnekle açıklamak gerekirse; toplam parası 4 milyar dolar olan bir ülkeye siz 20 milyar dolar kredi verirseniz ve bunu da faiziyle birlikte 25 milyar dolar olarak isterseniz, o ülke ihracat devi olmadığı veya yatırım almadığı sürece o aradaki 1 milyar doları hiçbir şekilde fazladan oluşturamaz. Bu nedenle de aldığı krediyi kullanıp geri ödeyemez. Bir iki taksitini öder sonra tıkanıp kalır. Peki, Amerika bu krediyi verirken bunu bilmiyor muydu? Çok da iyi biliyordu. Aslında tam da bu nedenle kredi veriyordu. Kredisini ödeyemeyen Afrika ülkelerine "Borcunu ödeyemiyorsan, biz de o parayı senden maden olarak geri alırız, sıkma sen o güzel canını" diyen Amerika, alacaklarına karşılık Afrika'nın tüm değerli cevherlerini yok pahasına alıyordu. Dünyanın en temiz sömürge sistemi de aslında bu şekilde gelişiyordu. İsyan yok, işgal yok, fetih yok, yerel yönetim yok, baş ağrısı yok. Nasıl olsa sömürülenler gece gündüz çalışıyor...