1000 Satır

1000 Satır
@1000Satir
Tevhid duvarında bir tuğla...
Babama...
Sustum, dizildi boğazıma kelimeler Düğümlendi boğazım, sükut etti heceler Birkaç satır karalamak istedim, Ağırlaştı kalemim kalkmadı yerinden. Sen gidince yazım kışa döndü Amansızca uzadı geceler. Ah ah... o nasıl bir gündü? Kapkara kesildi soluklaştı renkler…
Şiir
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Yasin Suresi Özelinde Kur’an’a Bakış
Bir tarafta ölülere Kur’an okunmaz diyen, diğer tarafta Kur’an’ı sadece mübarek gün ve gecelerde ya da ölülere okunan bir kitap olarak gören 2 uç kesim. Bu yazımızda Yasin suresi özelinde Kur’an’a nasıl bakmalıyız bunu ele alacağım. Kur’an’ın ölülere okunmayacağını iddia edenler, özet olarak peygamberimizin ve sahabe-i kiramın ölülere Kur’an okumadığını hatta bizzat Yasin suresinde Kur’an’ın dirilere gönderildiğini ifade ederek buna karşı çıkarlar. Çokça meşhur olmuş olan, “Ölülerinize Yasin okuyun.”[1] Hadisi şerifi hakkında bunun ölmek üzere olan kimselere olduğunu ifade ederek ölülere okunmayacağını söylemektedirler. Kur’an’ı sadece biri ölünce ya da mezarlıkta okunan bir kitap olarak görenlere gelince, onlarda özetle çeşitli hadisi şeriflerde geçen ölülere sevap bağışlanacağı, amel defterinin kapanmaması gibi hadisi şerifler ile yine yukarıda mezkûr “Ölülerinize Yasin okuyun.” Hadisi şerifine binaen böyle düşünüyorlar. Ya da biz bunlara binaen böyle düşündüklerini düşünmekteyiz. İfrat ve tefritlerin bulunduğu iki uç zihniyetin arasını bulmak güç ancak bu yazımızda mutedil bir bakış açısı ifade etmeye gayret edeceğiz. Ancak öncelikle şunu izah edeyim. Yazının uzunluğu (maalesef) okunmasına mâni olduğu için bu meseleyi detaylı bir şekilde değil, ana hatlarıyla ele alacağım. İnsaflı ve hakkaniyetli olmak gerekirse, iki zümreninde haklı ve haksız olduğu durumlar var. Meselenin aslı şudur: Peygamber efendimiz(sav) kabir ziyaretleri yapmıştır. Onunla beraber bulunan sahabeyi kiram bizlere detaylı bir şekilde peygamber efendimizin(sav) nasıl ziyaret yaptıklarını aktarmışlardır. Bize ulaşan bu rivayetlerin hiçbirinde peygamberimizin bu ziyaretlerinde ve taziyede bulunduklarında Kur’an-ı Kerim okuduğu vaki değildir. Aynı şekilde sahih hadis-i şeriflere baktığımızda
Din
El Buti, Fıkhu's Siyre'de peygamber efendimizin(sav) çobanlık yapmasının hikmetini anlatırken şu cümlelere yer verir: "Geçimi insanların hediyeleri ve sadakalarına bağlı olan hiçbir davetçinin davası insanlar tarafından hünü kabul ile karşılamaz."
Dolup Taşanlar - Ölüm
Bir varmış, bir yokmuş. Masal gibi bir var bir yokuz şu hayatta. Dün doğmuştuk yarın öleceğiz. Tüm anlamları anlamsızlaştıran, düşündükçe iyice girift bir hal alan çıkmaz bir sokak gibi ölüm. Üzerine çok şeyler yazılmış, çizilmiş, nice ağıtlar dökülmüştür. Nice yiğitleri bağrına sarmıştır kara toprak. Ne kadar yaşayacağımızı bilmeden koşturdukça koşturduğumuz bitmek bilmeyen bir meşgale içerisinde nereye koyacağız ölümü? Nasıl konumlandıracağız? Farkında mısınız? Çocukluk arkadaşlarınızdan bazıları yaşamıyor artık. Sizden küçük akrabalarınız hayatta değiller. Filistin’de şehit olan binler… Aynı havayı solumuyoruz artık onlar veda ettiler çoktan bize. Onlar daha az yaşadıkları için mi şanslı bizler daha uzun yaşadığımız için bahtsızız? Hiç böyle düşünmemiştim. Sahi kim şanslı kim şanssız? Neye göre karar veriyoruz? Ölüm nasıl anlamlı kılınır? Dili olsa ne derdi ölüler bize? Düşünsenize siz bu yazıyı okurken belki de ben hayatta dahi olmayabilirim. Bir varmış bir yokmuş işte. Ne ifade eder ki dünya için? Daha önce milyarları bağrına basmadı mı çiğnediğimiz kara toprak? Babamın vefatından sonra müjdeli bir haber aldık. Ben baba olacaktım. Hayat zıtlıklarla kaim. Ölüm ve doğum hepsi bu dünyada hepsi gerçek. Ben küçükken babamı, çocuklarına isim koyması için çağırırlardı konu komşu. Bazen hayaller kurarsınız çok basit herkesin ulaşabileceği basit hayaller gibi görünür. Hep hayal ederdim babam okusun torununa ezanını o koyuversin söylesin kulağına ismini. Dedim ya ölüm de doğum kadar gerçek. Lezzetleri bıçak gibi keser. Sevinçler buruklaşır. Mutluluklar noksanlaşır. Kızım olduğunda dökülüverdi işte bu şiir kalemimden: Gelen her müjdede boynum bükük ve üzgün Hep hayal ederdim çocuğum olursa bir gün İsmini sen ver yavrumun, ezanını sen oku. Baba oldum ben bugün
1000Kitap
Duada Ayrıntı Meselesi
Son yıllarda özellikle sosyal medyada çokça gündem olan dua ederken ayrıntı vermek ile alakalı birkaç hususa değinmek istiyorum. Çünkü bu husus bilen bilmeyen herkesin konuştuğu bir mecrada çok farklı bir hale gelmiş durumda. Öyle ki insan dua etmeye çekiniyor. Yapılacak kısa bir dua pişmanlık sebebi olacakmış gibi bir algı oluşturuluyor. Her hususta olduğu gibi bu hususta da Kur’an ve sünnetteki dualar bizim için çok büyük bir rehber. Rabbimizin ve peygamberimizin bizlere öğrettiği duaları okumak bu duaları öğrenip sürekli yapmakta büyük fayda var. Peki bu dualara baktığımızda aşırı detay görüyor muyuz? Mesela Allah’a evlenmek için dua eden bir kimse için Kur’an-ı Kerim’deki şu duayı inceleyelim. Onlar, “Ey rabbimiz! Bize göz aydınlığı getirecek eşler ve çocuklar bahşet; bizi muttakilere öncü yap!” derler.[1] Bu duada göz aydınlığı olmasının dışında istenilen eş veya evlat için bir ayrıntı görmüyoruz. Bu durumda bu duayı yapıp sonrada hasbelkader kısa boylu veya kel bir kişiyle evlenen kişi yanlış dua mı etmiş oldu? Detay vermiyor diye Kur’an’daki duaları yapmayalım mı? Biz ağzımızdan çıkan her kelimeye dikkat etmekle mükellefiz buna dualarda dahildir. Haşa! Sanki aciz bir varlıktan istiyoruz da gücü yetmez o yüzden az isteyelim şeklinde dualar edilmez. “Allah’ım! Evleneyim de nefes alsın yeter.” Şeklinde bir dua Allah’ın güç ve kudretini takdir edememenin bir sonucudur. Allah’tan neden en güzelini istemeyelim? Veyahut, “Yeter ki atanayım da neresi olursa olsun.” diye bir duadan ziyade Allah’tan en güzel neticeleri, sonuçları isteyelim. En azını istemek en kötüsünü istemek neden? Bu örnekler daha fazla da arttırılabilir. Bizler rabbimizden en güzelini en iyisini isteyeceğiz. Dualarımızı tam bir bilinç ve şuurla yapacağız. Ama dualarımızda her detayı en