Son zamanlarda yaşadığım bazı olaylar karşılaştığım sorular üzerine böyle bir yazı kaleme almak istedim. Bu sorunun özellikle belli bir kesim için büyük öneme haiz olduğu kanaatindeyim.
Nitekim yıllarca medreselerde kalmış bir hoca arkadaşımın yıllarca sadece risale-i nur okuması beni oldukça şaşırtmıştı. Peki, sadece risale okumak en basitinden sadece Kur’an-ı Kerim tefsiri için yeterli mi?
Bununda ötesinde daha önce hiç akaid kitabı okumamış nice arkadaşın itikadi konuların tamamını risaleler üzerinden değerlendirdiğine şahit olmuştum. Türkiye’deki Müslümanların ekserisi mezhep olarak Hanefi-Maturudi’dir. Oysa üstad Said Nursi, Şafii-Eşari’dir.
Bizler kendi mezhebimizin görüşlerini dahi bilmiyorken nasıl o mezhepten olacağız? Kendisini Hanefi-Maturidi olarak tanımlamasına rağmen bir kimse itikadi konuları dahi başka mezhebe bağlı kimselerden öğrenmek ne kadar doğru olur? Üstelik kastettiğim kimseler kendi çapında hocalık yapan yıllardır işin içerisinde olan arkadaşlar. Durumun böyle olması beni üzdüğü gibi endişelendiriyor da.
Örneğin Sahih-i Buhari üzerine çokça şerh yazılmıştır ancak özellikle iki kitap çok meşhur olmuş ve okutulmuştur. Birisi İbni Hacer’in Fethu’l Bari’si diğeri Ayni’nin Umdetü’l Kari’sidir. Hocalarımız, İbni Hacer’in şafi olması sebebiyle Buhari okuyan şafi kardeşlerimize Fethu’l Bari’yi, Hanefilere ise Umdetu’l Kari’yi tavsiye ederler. İki kitaptan da istifade edelim ancak hanefi isek önceliğimiz Umdetu'l Kari olmalı.
Tüm bunları şu sebeple aktarıyorum, maalesef ülkemizde sadece risale okumakla övünen insanlar var.
Evet, risaleleri okuyalım, istifade edelim. Hatta istifade ediyorsak elimizin altında bulunsun sürekli okuyalım. Ancak şu hataya düşmeyelim: Tefsir sadece risalelerden ibaret değildir. Risaleleri diğer tefsir kitaplarından