Dinin bugün pek ilgi çekmeyen bir şey gibi görünmesinin nedenlerinden birisi, birçoğumuzun artık etrafımızın bilinmeyenlerle çevrili olduğunu unutmuş olmasıdır.
Aşağıda yazmış olduklarım İhsan Oktay Anar’ın asıl kitabı “Puslu Kıtalar Atlası” üzerinedir.
•••
Puslu Kıtalar Atlası, neresinden tutarsak tutalım hep bir yerlerin açıkta kalacağı misali derin bir eser. Dolayısıyla kitabı incelemek, anlatmak, tahlil yapmak epey zor. Tabi bunları yapabilmek için önce kitabı iyi anlamak şart. Fakat kitabı her okuduğumuzda daha derinlerde daha farklı detaylarla karşılaşıyoruz. Çünkü gırtlak dolu bir eser.
Ana temasını “şüphecilik” akımı etkisiyle oturtması; olay örgüsünü yazarın da savunduğu “Yeni Tarih” adı altında postmodern bir çerçevede kurgulaması; dilini Osmanlı ve günümüz Türkçesiyle harmanlayıp kendince argo telaffuzlar ekleyip hikayeye gerçekçilik katması; kahramanların hepsinin enine boyuna işlenmiş olması, hepsinin tarihi bir karakteri yansıtması ve hepsinin hareketlerinin tarihte bir olgulara göndermeler olması; kitabın başından sonuna kadar yakalayabildiklerimiz bir yana belki yüzlerce daha yakalayamadığımız metaforların, parodilerin olması; daha nice felsefi bilgiyi, fiziği, matematiği, geometriyi, tarihi ve kimyayı hikayenin akışına serpiştirmesi ve tüm bunları üstkurmaca tekniğiyle bir sona ulaştırması kolay iş değil. En başta yazdığım cümleye geri döndük: Neresinden tutarsak tutalım hep bir yerler açıkta kalacak.
Dolayısıyla bu eseri enine boyuna incelemekte kolay iş değil. Sanki kendim inceleyeceğim gibi bir giriş yaptım fakat böyle bir işe kalkışmayacağım çünkü kendimi bu kadar yetkin bulmuyorum. Bunun yerine bu kitap üzerinde edindiğim tecrübeyi aktaracağım.
Kitabı 2 kez okudum ve üzerine bu çizgi roman uyarlamasını okudum. Üzerine Bir sürü makale, tahlil okudum ve YouTube’da bu kitap üzerine saatlerce anlatılanları dinledim. Yinede kafamdakileri toparlamak kolay olmadı.
Benim asıl anlatmak istediğim şu: Kitap