Şimdiki benzer değişimler.. sizce?
1950 ile 1964 yılları arasında üniversiteli öğrenci sayısı ABD ve Almanya'da 2 kat, Fransa'da 3 kat, İngiltere ve İtalya'da ise %50 oranında artmıştır (Boratav, 1988: 101). Artık Batı toplumları "salt tüketici" niteliği olan ve müzikten giyime, eğlenceye kadar bir dolu alanda ciddi bir piyasa oluşturan genç nüfusa sahiptir. Ama işler istenilenden farklı gelişmiş ve "Gençlik" kendisine giydirilmeye çalışan kalıplarla sığmamaya başlamıştır... Bunun temel iki nedeni olduğu söylenebilir. Birincisi bu gençlik ikinci Dünya Savaşı'nın yoksunluklarına değil refah döneminin şatafatına doğmuştu ve savaş jenerasyonunun "azla yetinme" ideolojisinden pek feyz almamıştı. Bu da onları kısıtlayıcı, tatminkâr bir tutumdan ziyade maksimalist ve radikal bir tavra teşne haline getiriyordu. Ama esas (ya da ikinci) neden daha travmatik bir etkiye/öneme sahipti. Amerikan hayat tarzının insani mutluluğu, tatmini ve erdemleri; tüketimin sınırları ve tüketim normlarına indirgeyen bir ahlâki/ideolojisi vardı ve böyle bir ahlâk/ideolojinin yarattığı (ve gizleyemediği) tek tip bir hayat, vaat ve vaaz ettiğinin aksine, yaratıcı bireysel-insani inisiyatifleri engellemekte, hatta gençliğin içinde bulunduğu ağır bunalımın da tek müsebbibi olmaktaydı. Nitekim dönemin radikal gençlik grupları da kendilerine sunulan bu kalıpla alay etmeye ve bu hayatın dışında farklı bir yaşam kurgulamaya, kısacası marjinal altkültürlere yönelmeye başladılar.
Sayfa 836·Kitabı okuyor
Düşünce
Kalplerimizin bir şeyden, bir kişiden, bir duygudan fazlasını barındırmasını bekleyebiliriz ama hepsinin kusursuz bir şekilde bir arada barınmasını bekleyemeyiz. Sevgi büyür ve sizi içten dışa doğru büyütür. Sizi genişletir ama o genişleme öncesinde zaten orada olanları bertaraf etmez.
Reklam
İlişkilerin amacı bizi neyin öfkelendirdiğini, neyin sevindirdiğini ve kendimize nerelerde sevgi vermemiz gerektiğini öğrenmemiz için bizi öfkelendirmek, sevince boğmak ve mahvetmektir. İlişkilerin amacı bizi onarmak ve iyileştirmek ya da bizi tamamlamak ve mutlu etmek değil, nerelerde iyileşmeye ihtiyacımız olduğunu , hangi parçalarımızın hâlâ bozuk olduğunu ve belki de en zalim yanıyla, bu işi bizden başkasının yapamayacağını, bizi bizden başkasının mutlu edemeyeceğini göstermektir.
Tâhâ Suresi 99, 100, 101, 102, 103 ve 104. Ayet-i Kerimeler
• 99: Kuşkusuz sana katımızdan bir zikir (Kur’an) verdik. • 100: Kim ondan yüz çevirirse bilsin ki kıyamet günü ağır bir günah yüklenecektir. • 101: Ebedî olarak o yükün altında kalacaklardır. Kıyamet günü bu onlar için ne kötü bir yüktür! • 102: O gün sûra üfürülür ve günahkârları o gün gözleri göğermiş olarak toplarız. • 103: “On günden fazla kalmadınız” diyerek aralarında fısıldaşırlar. • 104: İçlerinden en aklı başında olanı, “Hayır, ancak bir gün kaldınız” der. Halbuki söyledikleri şeyi en iyi biz biliriz.
Alıntı
Geçmişi ya da geleceği düşünmeye başladığınız anda, onun sadece bir şeyin düşüncesi, bir "şimdi" içinde yaşanan bir düşünce olduğunu hatırlayın. Kaçırdığımız bir şimdi içinde.
Sanki hayatlarımızı cenaze törenindeki anma konuşmalarımızı yazmak için yaşarız. Diplomalar ve eşler edinir, anlamlı gelecek ve iyi akacak hikâye kurguları ve yazgılar arzular ve sonunda güzel ve hayranlık uyandıran ama sadece kendimize anlatacağımız hikâyeler yazarız.
Reklam
Reklam