(arkakapakyazısından)
“Kendi kendini eğiten insanın hikâyesi olan Hayy bin Yakzân, Ortaçağ’ın en önemli dinî-felsefî eserlerinden biri sayılmaktadır. İbranice, Latince, Flamanca, Fransızca, Almanca, İngilizce çevirileriyle XVII. Ve XVIII. Yüzyıl Avrupası’nın en popüler eserlerinden biri olmuş, Avrupa edebiyatında azımsanmayacak bir iz bırakmıştır.”
İbn Tufeyl, 1106 – 1186 yılları arasında Endülüs’te yaşamış, ünlü bir hekim, filozof, matematikçi ve şair.
On parmağında on marifet taşıyan yazarın, yaşadığı dönem olan 12. Yüzyılda yazdığı bu eserin, yazılmasından yüzyıllar sonrasında, 17 ve 18. Yüzyıl Avrupa’sında pek çok dile çevrilmesi, bir de üstüne, epeyce de ses getirmiş olması ilgimi çekti ilk etapta.
Arapçadan dilimize çevrilen kitabın giriş bölümünde, 20 – 25 sayfalık bir içerik incelemesine yer verilmişti. Ana metine geldiğimizde ise, bir ceylanın annelik edip büyüttüğü Hayy adında bir kahramanın aşama aşama kendini ve içinde yaşadığı dünyayı keşfetme ve anlamlandırma süreci anlatılıyordu. Bu anlatımda:
İnsanın kökeni,
Ruh,
Canlıların ortak ve birbirinden ayrılan özellikleri,
Doğum,
Ölüm,
Doğanın unsurları,
Doğa – insan ve doğa – diğer canlılar ile ilgili gözlemlerinden bahsediliyordu derinlemesine. Hayy, bu gözlemleri yaparken, kendi türünün diğer canlılardan farkının üstün aklı ve fikri sayesinde sadece yaşamını sürdürme ile sınırlı kalmadığını, duyguları, düşünceleri, en önemlisi de aklı ile yaşamını zaman içinde yavaş yavaş şekillendirdiğini belirtmisti. Bunu yaparken de, fen bilimleri, sosyoloji, felsefe konularının temel kavramlarını, o alanda sözü gecen Aristoteles, İbni Sina, Gazali gibi duayenlerin değerli fikirleriyle destekleyerek sunuyordu. Bana en ilginç geleni ise (belki de bilgi eksikligim olabilir ama), insan ihtiyaçlarını Maslow’un