Melike

Puan vermedi·182 syf.·
2025 29. kitabı
Ana fikir tamam, ancak çok daha kısa anlatılabilecek meseleler o kadar uzatarak anlatılmış ki sayfa sayısına rağmen çok sıkıldım okurken. Aynı şeyleri tekrar tekrar okumak hiç keyifli değildi
Bağırmayan Anne Baba OlmakHal Edward Runkel · Aganta Kitap · 20171,945 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Puan vermedi·160 syf.·
2024 20. kitabı
Reşat Nuri’nin üslubu olmasa kitap beni sinir krizlerine sokardı. Kitabın dili mükemmel gerçekten. Karakterler ve olayların anlatılış tarzı ise günümüzden okunduğunda tam bir facia. Ali Rıza Bey, çocuklarını çok sevdiği anlatılan ancak çocuklarından aslında tamamen bir haber olan klasik bir Türk babası. (Çocuğunu aç bırakmayan ama hangi sınıfa gittiğini bilmeyen bunu da kendisi açısından tüm sorumluluklarını yerine getirmişçesine yeterli sayan babalardan bahsediyorum) Çocuğuna olan sevgisi koşullu. Kızının biri ile evlenmeden ilişki yaşamasındansa ölmesini yeğlediğini söyleyecek kadar kızlarına düşkün; oğlu zimmetine para geçirmek gibi dünyadaki tüm toplumlar tarafından yüz kızartıcı sayılan bir suç işlediğinde “Ah o karısı yok mu..” diyerek kafasında oğlunu aklayan bir karakter. Hatta kitapta bu suç nedeni ile cezaevindeki Şevket’e “Senin ahlakından bir an şüphe etmedim.” dahi diyebiliyor. Yazarın dahi aksettirdiğinin tersine; bu ailenin başına gelen şeylerin sorumlusu Ferhunde değil, Ali Rıza Beyin kendisidir… Kitabın sonu mükemmeldi. Ali Rıza Beyin tüm ahlaki değerlerlerini ve bizzat kendi sözlerini çiğnemesi ve kitabı bu şekilde bitirmek -yazarın bunu hedeflediğinden şüpheli olsam da- çok tatmin ediciydi.
Yaprak DökümüReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 201636,1bin okunma
Başıma bir şey gelmeyecekse bu yorumu bırakıyorum..
Puan vermedi·331 syf.·
2025 3. kitabı
Kitabın toplumsal eleştirilerini yerinde bulsam da bu eleştirileri devamlı olarak karakterlerin ağzından bize iletmesinden hoşlanmadım. Okuyucu olarak yalnızca olayları, yaşanan durumu görüp ilgili eleştiriyi kendim yapmaktan hoşlanırım. Yani karakterleden birinin “Aslında hep kör değil miydik..” demesini istemiyorum okurken. Yazar yaşananları öyle bir aktarmalı ki bana ben bu çıkarımı kendim yapmalıyım. Bana okuyucunun zekasından emin olamadan yazılmış gibi geldi bu nedenle. Yazar noktalama işareti asla kullanmıyor ve hiçbir karakterimizin ismi yok bu nedenle ilk başlarda zorlanılsa da alışıldıktan sonra kitap akıyor. Kötü bir kitaptı diyemem. Ancak gerek çevremde gerek sosyal medyada o kadar çok övüldüğünü gördüm ki beklentim çok yüksekti. Belki de bu nedenle tatmin etmedi beni tam anlamıyla. Hoşuma gitmeyen, anlamlandıramadığım yerler oldu. (Aşağıda bolca spoiler mevcut) İlk olarak gözlüklü genç kızın, kendisini taciz edince yaraladığı hırsız adamın yaralandıktan sonra inanılmaz bir merhamet ve vicdan timsali olup “bu hareketleri yapmamam lazımdı, beni ölümüme götüren bu yaraları açman inan hiç mesele değil” moduna girmesine asla anlam veremedim. Adam kör birisine rastlayınca arabasını çalmış, kendisi de kör olup karantinaya alınınca orada bulunduğu ilk anlarda bir kadını taciz eden birisi. Nasıl bir anda bu kadar iç görüye sahip birisi olup çıktı, hikayede neyi kaçırdım diye düşündüm. Üçüncü koğuştakilerin yaptığı gibi bir despotluk düzenini bekliyordum okurken. Ne zaman bu olacak acaba diye okudum hatta ilk kısımları. Ancak yine bu körlerin niye diğerlerinden altın, yüzük vb. para edecek şeyleri istediğini anlayamadım. Kör oldunuz, karantinadasınız, çıkmaya kalkarsanız vurulup öldürüleceksiniz, tedavinin bulunup bulunmayacağı ve dolayısı ile ne zaman buradan
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022131,9bin okunma
Puan vermedi·352 syf.·
2024 15. kitabı
Yazar; doğup büyüdüğü toprakları terk etmek zorunda kalışından, gittiği yeni topraklarda yaşadığı sıkıntılardan, kendi memleketinde tüm benliğinin yok sayılışından hatta ailesinden insanları nasıl toprağa verdiğinden bahsediyor. Kitaba dair getirilen “Gerçek İslam bu değil” eleştirisi saçmalıktan ibaret. Zira yazar islamın ne olduğunu veya olmadığını anlatmıyor. Yaşadıklarını anlatıyor. Kimsenin de ailesinden birilerinin ölümüne sebep olmuş kişiler ve olaylar ile ilgili kitap yazarken “Ama işin iç yüzünü bir bilseniz, aslında tam öyle de değil” gibi bir açıklama yapma borcu yok. Öyle olmayacağını içten içe bilsem de Marji’nin ailesi ile birlikte çok mutlu oldukları bir son hayal ettim hep okurken. Yazarın İran dışına çıkması ve uyum sağlayamayıp geri dönmesi, bir kere gidip sonra geri döndüğünde ise artık İran’a da uyum sağlayamaması bana çok tanıdık geldi. Bize çok yakın coğrafyalardan hikayeler okumak, dinlemek beni hep daha çok etkilemiştir. Temelde hepimiz benzer insani duygu ve hislere sahip olsak da coğrafyalarımızla birlikte kaygılarımız da oldukça farklılaşıyor. Bize benzer hisler, bize benzer kaygılar ve maalesef bize benzer bir ahlakçılık okuyorsunuz. O çok uzaklardan gelen varoluş sancısından daha çok etki bırakıyor üzerinizde. En azından benim için öyle oldu.
PersepolisMarjane Satrapi · Panama Yayıncılık · 20172,658 okunma
Puan vermedi·288 syf.·
2024 13. kitabı
Kitabın yalnızca ebeveynlere hitap etmemesi çok hoşuma gitti. Hem kendi aileniz hem de kuracağınız aileye ilişkin perspektifinizi genişletiyor. Özellikle bizim toplumumuzda olan “kutsal” aile değerlerini sorgulatıyor. Bu açıdan okunması gerekli diye düşünüyorum. Yalnızca bazı kısımların çok keskin değer yargıları barındırdığını düşünüyorum. Ama katılsanız da katılmasanız da okumak, dinlemek her zaman bakış açısını genişletir. Sert bir üslup ile yazılmış, biraz yazar sizi azarlıyor gibi hissediyorsunuz okurken. En azından ben öyle hissettim. Bu bilinçli bir tercih de olabilir tabiki. Eleştirilerim de mevcut. ““Fedakâr” Anne Yalanı” kısmında, eski çağlarda kadınların bakıma ihtiyaç duyan başka çocukları olduğu için yeni doğan çocuklarını süt anneye vermelerinden ve bebek daha az bakıma ihtiyaç duyduğunda bebeği diğer çocukların arasına ‘katan’ kötü kalpli annelerden bahsedilmiş. Bu kısımı okurken “Ne büyük haksızlık” diye düşündüm. Eski zamanlarda kadınların çocuklarının sayılarını kontrol altında tutma taleplerini geçtim eşi ile cinsel ilişkiye girip girmeme konusunda dahi fikirleri alınmıyordu! Düzenli aralıklarla, fikirleri alınmadan (belki aile içi t*cavüz sonrası) hamile kalan kadınları, bebeğin ilk yıllarını onunla beraber geçirip ona ‘güven ortamı’ sağlayamayışından nasıl sorumlu tutabildiğimizi inanın anlayamadım. Yazar bu kısımları öyle suçlayıcı bir üslup ile yazmış ki.. Affetme ile ilgili bölüm de oldukça ilginçti. Yazarın anlamlandıramadığım şekilde çok keskin yargıları mevcut. “Ebeveynlerinizi affetmek iyileştirmez” diyor. Yani… Kime göre ve neye göre? Yanlış anlaşılmamak adına; yazar “Ebeveynlerinizi affetmek zorunda hissetmeniz yanlıştır. Bu size kalmış bir karardır ve neyin size iyi geleceğini siz daha iyi bilirsiniz.” demiyor. Çok net ve keskin.
İyi Aile YokturNihan Kaya · İthaki Yayınları · 20187,9bin okunma