Melike

Chicago iktisatçılarına göre, bir evde ortak çıkar varsa, aile içindeki anlaşmazlıklar görünmez olur. Ama gerçekte, dışarıdan elde edilen gelir aile içindeki iktidar ilişkilerini etkiler, bu da ailenin seçimlerini etkiler. Hesabı baba ödüyorsa, anneye çok az söz hakkı düşer.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
“Bütün söylediklerim karşılıklı bir sohbettir ve hiçbiri öğüt niteliğinde değildir. Bu kadar serbest konuşabiliyorsam bu, başkalarını kendime inandırmak zorunda olmadığım içindir.”
Puan vermedi·160 syf.·
2024 20. kitabı
Reşat Nuri’nin üslubu olmasa kitap beni sinir krizlerine sokardı. Kitabın dili mükemmel gerçekten. Karakterler ve olayların anlatılış tarzı ise günümüzden okunduğunda tam bir facia. Ali Rıza Bey, çocuklarını çok sevdiği anlatılan ancak çocuklarından aslında tamamen bir haber olan klasik bir Türk babası. (Çocuğunu aç bırakmayan ama hangi sınıfa gittiğini bilmeyen bunu da kendisi açısından tüm sorumluluklarını yerine getirmişçesine yeterli sayan babalardan bahsediyorum) Çocuğuna olan sevgisi koşullu. Kızının biri ile evlenmeden ilişki yaşamasındansa ölmesini yeğlediğini söyleyecek kadar kızlarına düşkün; oğlu zimmetine para geçirmek gibi dünyadaki tüm toplumlar tarafından yüz kızartıcı sayılan bir suç işlediğinde “Ah o karısı yok mu..” diyerek kafasında oğlunu aklayan bir karakter. Hatta kitapta bu suç nedeni ile cezaevindeki Şevket’e “Senin ahlakından bir an şüphe etmedim.” dahi diyebiliyor. Yazarın dahi aksettirdiğinin tersine; bu ailenin başına gelen şeylerin sorumlusu Ferhunde değil, Ali Rıza Beyin kendisidir… Kitabın sonu mükemmeldi. Ali Rıza Beyin tüm ahlaki değerlerlerini ve bizzat kendi sözlerini çiğnemesi ve kitabı bu şekilde bitirmek -yazarın bunu hedeflediğinden şüpheli olsam da- çok tatmin ediciydi.
Yaprak DökümüReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 201636,1bin okunma
Başıma bir şey gelmeyecekse bu yorumu bırakıyorum..
Puan vermedi·331 syf.·
2025 3. kitabı
Kitabın toplumsal eleştirilerini yerinde bulsam da bu eleştirileri devamlı olarak karakterlerin ağzından bize iletmesinden hoşlanmadım. Okuyucu olarak yalnızca olayları, yaşanan durumu görüp ilgili eleştiriyi kendim yapmaktan hoşlanırım. Yani karakterleden birinin “Aslında hep kör değil miydik..” demesini istemiyorum okurken. Yazar yaşananları öyle bir aktarmalı ki bana ben bu çıkarımı kendim yapmalıyım. Bana okuyucunun zekasından emin olamadan yazılmış gibi geldi bu nedenle. Yazar noktalama işareti asla kullanmıyor ve hiçbir karakterimizin ismi yok bu nedenle ilk başlarda zorlanılsa da alışıldıktan sonra kitap akıyor. Kötü bir kitaptı diyemem. Ancak gerek çevremde gerek sosyal medyada o kadar çok övüldüğünü gördüm ki beklentim çok yüksekti. Belki de bu nedenle tatmin etmedi beni tam anlamıyla. Hoşuma gitmeyen, anlamlandıramadığım yerler oldu. (Aşağıda bolca spoiler mevcut) İlk olarak gözlüklü genç kızın, kendisini taciz edince yaraladığı hırsız adamın yaralandıktan sonra inanılmaz bir merhamet ve vicdan timsali olup “bu hareketleri yapmamam lazımdı, beni ölümüme götüren bu yaraları açman inan hiç mesele değil” moduna girmesine asla anlam veremedim. Adam kör birisine rastlayınca arabasını çalmış, kendisi de kör olup karantinaya alınınca orada bulunduğu ilk anlarda bir kadını taciz eden birisi. Nasıl bir anda bu kadar iç görüye sahip birisi olup çıktı, hikayede neyi kaçırdım diye düşündüm. Üçüncü koğuştakilerin yaptığı gibi bir despotluk düzenini bekliyordum okurken. Ne zaman bu olacak acaba diye okudum hatta ilk kısımları. Ancak yine bu körlerin niye diğerlerinden altın, yüzük vb. para edecek şeyleri istediğini anlayamadım. Kör oldunuz, karantinadasınız, çıkmaya kalkarsanız vurulup öldürüleceksiniz, tedavinin bulunup bulunmayacağı ve dolayısı ile ne zaman buradan
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132bin okunma