Henüz 13-14 yaşlarında bir kız çocuğudur Tezer Leyla Erbil'le tanıştığında. Ağabeyi Demir Özlü ve ablası Sezer'le evlerine girip çıksa da, asıl dostlukları Erden Kıral'la evlenince pekişir. Kızı Deniz dünyaya gelir. Erbil'in de Arnavutköy'e taşınmasıyla ilişkileri derinleşir. Çocuksu kahkahalar birlikte atılan protestolara dönüşür.
Tezer, kendisinin de içinde olduğu 1 Mayıs 1977 kanlı eyleminden sonra kendine gelemez. Yaşanılanların ağırlığı altında, "burası bizim yurdumuz değil ki, burası bizi öldürmek isteyenlerin yurdu" diyerek ülkeyi terk edeceğine dair yemin eder. Ardından yaşadığı başka olumsuzluklar da eklenince kendini yurtdışında bulur. Zürih, Berlin derken, eşinden dostundan ayrı, özlemle geçen günler başlar: "Evimiz aydınlık, pırıl pırıl ve sıcak. Önünde bir Boğaz eksik" diye hasretliğini dile getirir sıkça mektuplarında.
Kitap, Leyla Erbil'in Önsöz'üyle başlıyor. Ve Mektuplar başlığına kadar Tezer'i bize anlatan satırlarla bezeniyor. Mektuplar bölümünden itibaren de Tezer'in Leyla Erbil'e gönderdiği mektuplar bizi bizden alıp bambaşka bir dünyaya sürüklüyor. Tezer'in içsel yolculuğuna, ağrılarına, acılarına, sancılarına derman olamasak da; ülkesindeki ve dünyadaki gelişmeler hakkında yazdıklarına, aşklarına, bulunduğu yerlerin dokusuna, sosyoekonomik durumuna dair söylediklerine, sitemlerine, öfkesine 2021 yılında bile ortak oluyoruz. "Tezer Özlü'nün yaşamı acıyla, ölümle, intihar duygusuyla, canlılık ve yaşam tutkusuyla iç içeydi" diye özetlemiş Erbil. Mektuplarını okuyunca hak verdim Erbil'e.
Mektuplarında yerdiği kişiler de var Tezer'in. Ama onlar kim bilemiyoruz. Çünkü, onlar sadece baş harfleriyle konuk oluyorlar: "Derdi kişiler değil, zihniyetlerdi, bu yüzden biz onları anlaşılmaz kılmaya çalıştık" diye belirtmiş Erbil. E merak da etsek, sineye