Şehir merkezinden oldukça uzakta şeriatla yönetilen köyde geçen bir hikaye anlatıyor. Köyün yakınlarına yapılacak baraj için gelen yabancı bir adamın evli bir kadına tecavüz etmesiyle olaylar başlıyor. Hamile kalan kadın hakkında şeyhler tarafından recm kararı veriliyor ve doğum yaptıktan sonra taşlanarak öldürülmesine hükmediliyor. Bu süreçte köye gelen Fransız bir kadın, ölüm cezası alan kadın için bir kurtarıcı umuduna dönüşüyor. Kitapta kadınların toplumdaki yeri konusunda maalesef ki daha önce de duymak zorunda kaldığımız, kadınların yalnızca bir üreme aracı olarak görülmesi ve dört duvar arasında yaşamaya mahkum edilmeleri aktarılıyor. Kitabı benim için farklı kılan anlatım tarzı oldu. Hikaye çoğunlukla kurtarıcı olarak görülen kadın üzerinden ilerliyor ancak anlatımda “ama o sana inanmadı”, “o zaman başka bir tez ileri sürdün”, “ona söylemesi için onu teşvik ettin” gibi ifadeler kullanıldığı için sanki olayların içinde siz varmışsınız hissi oluşuyor. İlk sayfalarda bu anlatım biçimine alışmak zor olsa da sonrasında kitap oldukça akıcı hale geliyor. Konu bakımından yüzeysel kaldığını düşünsem de farklı anlatım tekniği sayesinde ilgi çekici ve değişik bir okuma deneyimi sunduğu için kitabı sevdim. İnsan ister istemez böyle şeylerin sadece kitaplarda kalmasını, hiçbir kadının bunları gerçek hayatta yaşamamasını diliyor. Umarım bir gün hiçbir kadının korkuyla, baskıyla ve başkalarının verdiği cezalarla yaşamak zorunda kalmadığı bir yaşam mümkün olur.