Puan vermedi·172 syf.··
2026 24. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 02:41
İlkel hazlarının peşinden sürüklenen; şiddet, hırsızlık, tecavüz ve cinayet gibi suçları sıradanlaştırmış, kendi içlerinde bile otorite kavgası yaşayan henüz 15 yaşındaki birkaç gencin acımasızlığıyla başlıyor eser. Kötülüğün sona ermesini beklerken, her sayfada daha da kötüsüyle karşılaşıyorsunuz. Eğer bu karanlığın içinde kaybolmazsanız, yazarın satır aralarına ustalıkla yerleştirdiği çok ince mesajları fark ediyorsunuz. Siyasete, basına, ceza sistemine,topluma, aileye, dünya düzenine.. yönelik sert eleştirilerde bulunurken okuru da rahatsız edici ama bir o kadar düşündürücü sorularla baş başa bırakıyor. Kitapta da geçtiği gibi: Seçme hakkına sahip olmayan bir kişi, kişiliğini de yitirmiş sayılır mı? Önemli olan iyi ya da kötü biri olmamız mı yoksa özgür olmamız mı? Peki özgürlük, başkasının özgürlüğünü elinden almak mı? Bir insanı iyiliği seçmeye zorlamak gerçekten iyilik mi?
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024113,1bin okunma
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu İncelemesi
Puan vermedi
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, 7 yaşından beri kemik hastalığıyla mücadele eden 15 yaşındaki bir gencin hikayesini konu alır. Otobiyografik ögeler taşıyan roman, psikolojik tahliller açısından zengindir. Uzaktan akrabaları olan bir ailenin yanında kalmaya başlayan anlatıcımız, hastanenin soğuk duvarları arasında karşılaştığı insanları da müthiş bir gözlem gücüyle aktarır. Bu bağlamda o yıllardaki insanların durumunu da çarpıcı bir şekilde anlatır. Yanında kaldığı ailenin kızına çocukluktan beri aşık olan kahramanımız; başlarda aşkına karşılık bulsa da ailenin, kızlarını zengin bir doktorla evlendirmeye karar vermesi üzerine bu ümitsiz aşkı kalbine gömer. Bu hastalık sürecinde gencin, annesini teselli etmesi ve ona destek olması ise beni çok etkilemiştir. Hasta kadar hasta yakınlarının da yaşadığı zorlukları, psikolojilerini ele alıyor. Genç, bacağının durumu kötüleşince hastaneye kaldırılıp ameliyat ediliyor. Kitabın sonunda kahramanımızın hayatında her anlamda yeni bir sayfa açılıyor. Peyami Safa;bir hastalığın insanları nasıl etkilediğini,bu süreçte onların hangi zorluklarla karşılaştıklarını sürükleyici ve çarpıcı bir dille anlatmış. Kesinlikle okunması gereken bir eser. Keyifli okumalar:)
Duygu ve Düşünce
Dokuzuncu Hariciye KoğuşuPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 2022121,1bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
10/10
·639 syf.··
Beğendi
·
2026 31. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 21:25
Merhaba sevgili okur, Selçuk Baran okumalarına günlükleriyle devam ediyorum. 1948-1989 yılları arasında yazdığı günlükleri zaman çizgisini koruyarak defterler formunda düzenlenmiş. Yavuz Türk tarafından, yazarın o muhteşem el yazısına, gazete kupürlerine, afiş, bilet ve fotoğraflara yer verilerek hazırlanmış. Her zaman günlük okurken huzursuz olurum. Kişinin mahremiyetini izinsizce ihlal ediyormuşum gibi hissederim. Neyseki bir yerde “İnşallah birisi defteri okur…” diyor, bu biraz içimi rahatlasa dahi yine de benzer bir hisle okudum. Henüz 15 yaşındayken yazdığı günlüklerle başlıyor kitap. İlk cümleden anladığım kadarıyla ilk yazma denemeleri de değil. 15 yaşında birisinin bu derece olgun üslubunun olması inanılmaz doğrusu. Yazarın büyüklüğünü gösteriyor. Ayrıca henüz çok gençken bile öylesine her şeyi anlayan, derinden hisseden olgun bir ruhununun olduğunu görmek bana hüzün verdi. Yaşıtları gibi aklı beş karış havada bir genç kız olsa daha mutlu olurdu. Her şeyi anlama lânetine yakalanan talihsizlerden olmuş sevgili Baran. Potansiyelinin farkında ama gerçekleştirememiş insan ızdırabını, bir türlü yakasını bırakmayan melankoli içinde boğulan birisini, aynı zamanda histerik bir genç kız kalbinin heyecanları ve arzularını açık seçik gösteriyor. Kitabın ilk yarısında, ergenlik buhranlarının en olgun insanda bile tesirinin çok güçlü olduğunu görüyoruz. Küçük genç kız kalbinin her aşkın son ve ölümsüz olduğuna inanışının canlı örneği gibiydi Baran. Kitabın ikinci yarısındaysa onu zaman içinde olgunlaşmış bir kadın olarak görmeye başlıyoruz. Fikirleri ve duyguları olgunlaşırken inancının zayıflaması biraz üzücüydü. Babasını soğuk bir Şubat gününde kaybetmesiyle de daha bir çok açıdan da kendimi ona benzettiğim yerler oldu. İlerleyen yollarda yazdığı günlüklerde siyasi
Günlükler (1948-1989)Selçuk Baran · Can Yayınları · 202461 okunma
Yaşar Kemal vari tılsımlı bir anlatı
Puan vermedi
“İnsanlardan ne kadar kaçarsak, hayatta kalma şansımızın o kadar fazla olacağını biliyorduk” Dersim Tertelesi’ni konu edinen kitabı yaklaşık 15 sene önce okumuştum. Daha ilk sayfalarında o coğrafyanın tılsımına kapılıyorsunuz. Müthiş bir anlatı. Yaşanan acılar ruhunuzu ele geçiriyor. Kitabı bitirdiğinizde ise gözlerden akan yaşa engel olamıyorsunuz. Yazarı Haydar Karataş ile röportaj yapma fırsatı da bulmuştum. ‘Gece Kelebeği’ hayatımda en çok hediye ettiğim ve önerdiğim kitaptır. Ön yargılarınızı kenara bırakarak, bu topraklarda yaşananları bir de o toprakların romanlarından dinlemenizi öneririm. Yüzleşmek iyileştirir.
Gece KelebeğiHaydar Karataş · İletişim Yayınları · 2012316 okunma
6/10
·120 syf.··
2026 24. kitabı
Halil Cibran’ı ve Paulo Coelho’yu ayrı ayrı çok sevdiğim, okumaktan büyük keyif aldığım yazarlar arasında görürüm. İsimlerini aynı kitap kapağında görünce büyük bir heyecanla başladım. Sanırım biraz da bu yüksek beklenti, okuma deneyimimi etkiledi. Kitap, Halil Cibran’ın Mary Haskell’e yazdığı 15 yıllık aşk mektuplarından oluşuyor. Cibran’ın sadece büyük bir şair ve düşünür değil; seven, özleyen, sorgulayan, ruhun derinliklerine dokunmaya çalışan bir insan hâlini görmek çok kıymetliydi. Mektuplarda Cibran’ın zarif dili, düşünce dünyası ve duyguları hissediliyor. Fakat sevdiğim iki ismin buluşmasının yarattığı heyecanla başladığım için, belki de içimdeki beklenti kitabın önüne geçti. Yine de Cibran’ın kalbinden süzülen bu satırları okumak, onun dünyasına başka bir pencereden bakmak güzeldi.
Ermiş’in Aşk MektuplarıHalil Cibran · Can Yayınları · 2025316 okunma
Puan vermedi·192 syf.·
2026 429. kitabı
Ah, böyle bilahareket köşemde, hiçbir şey düşün­meden, hiçbir şey sormadan ve hiçbir şey işitmeden kalmak, kalabilmek ne saadet! Fakat mümkün mü? S:15 Sabahları uyandınız mı bulunduğunuz yerden, denize bir kamış uzatmak suretiyle balık avında gönül avutuyorsunuz. Istakoz için atılmış sepetler muayene olunuyor, yahut bahçede güller budanıyor. Sonra sıcak bastı mı hemen içeri giriyorsunuz, aşağıda geniş mermer taşlığa bir masa kurulmuş, taze balıklar tavadan yeni çıkmış, rayihası ciğerlerinizi dolduruyor. İştiha ile yiyorsunuz. Kahve, sigara ve uyku... Şimdi arka odada, güneş görmeyen taraftasınız, Boğaz’dan kopan ve denizlerde serinlenen bir rüzgâr yan pencereden içeri giriyor ve cibinliğinizi hafif hafif şişiriyor, deliksiz uyuyorsunuz. Bunu müteakip kayıkhaneye iniyor ve denize giriyorsunuz. İşte bence yazın ideal olan ömür budur." -Refik Halid Karay- Türk toplumunun geçirdiği sosyal değişimleri ve modernleşmenin insanlar üzerindeki yansımalarını ele alır.Anlatım: Yazar, gözlemlerini zengin Türkçesi ve ironik bir dille kaynaştırır. Okuyucuya keyifli bir sohbet ortamı sunarak birbirinden farklı karakterleri ve çevreleri tanıtır. "Kendimi bugün bayram sabahında uyanmış sekiz yaşında bir bebeğe benzetiyorum: Ruhum o derece hafif, çehrem o kadar gül renkli..."s:29
Türk klasikleri edebiyat roman
Guguklu SaatRefik Halid Karay · İnkılap Kitabevi · 2010164 okunma