Prens’i nihayet bitirdim ve kafamda bir sürü şey dönüyor. Dürüst olayım, 500 küsur yıl önce yazılmış bir kitap bu kadar güncel ve sert olabilir mi diye düşünmüyordum ama Machiavelli resmen tokat gibi vuruyor. Kitap aslında yeni bir prense (yani yöneticiye) iktidarı nasıl elde edeceğini, elde ettikten sonra da nasıl koruyacağını anlatıyor. Ama bunu yaparken romantik, ahlaklı, “herkes mutlu olsun” tarzı laflar etmiyor. Tam tersine, insan doğasının gerçek yüzünü ortaya koyuyor: İnsanlar nankör, korkak, çıkarcı ve değişkendir. Bu yüzden prens de buna göre hareket etmeli. Bazen merhametli, bazen acımasız; bazen dürüst, bazen yalancı olmak zorunda. Önemli olan sonuç. En çok çarpıldığım yer, “Korkulmak mı yoksa sevilmek mi daha iyidir?” sorusuna verdiği cevap. Machiavelli net diyor ki: İkisi birden olursa süper ama ikisi bir arada zor olduğu için korkulmak, sevilmekten daha güvenli. Çünkü sevgi insana bağlı, korku ise senin elinde. Tabii ki nefret edilecek kadar korkutmayacaksın, o da ayrı bir denge meselesi. Ayrıca “Aslan ve tilki” metaforu da efsane. Güçlü olacaksın ama kurnaz da olacaksın. Sadece kuvvet yetmiyor, zekâ da lazım. İnsanları nasıl okuyacağını, fırsatları nasıl değerlendireceğini, talihi (fortuna) kendi lehine nasıl çevireceğini anlatıyor. Bence bu kısım bugün bile siyasete, işe, hatta günlük hayata uyarlanabilir. Eleştireceğim tarafı da var tabii. Kitap yer yer aşırı soğuk ve ahlak dışı gelebiliyor. “Amaç aracı meşru kılar” mantığı ağır basıyor. Fakat Machiavelli’nin derdi ideal bir dünya yaratmak değil, gerçek dünyada ayakta kalmak. O yüzden bu kadar gerçekçi ve acımasız. Okuduktan sonra şunu anladım: Prens aslında sadece krallar için yazılmış bir kitap değil. Liderlik pozisyonunda olan herkes (siyasetçi, CEO, yönetici, hatta kendi hayatını yöneten birey)