Puan vermedi·272 syf.··
2026 14. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 01:32
Alex Schulman Bence fazla travmatik bir kitaptı. Akışı ve hikayesi güzel. Okurken sıkılmadım. Merak ve sorular silsilesi son sayfaya kadar devam ediyor. Hüzünlüydü. Normalde daha çabuk biterdi ama küçük bebeğim olduğundan dolayı boş vakit bulabilme şansım kısıtlıydı. Normalde max 2 günde sindirerek rahatça okunur. Anne olgusu benim için çok yüksek bir yerde. Annesine aşırı bağlı biri olarak, bu satırları okurken zorlandım. Sanki ben yaşıyormuşum gibi çok zor, çok korkunç bence. Otokontrolünü sağlayamayan insanların çocuk yetiştirme konusunda destek alabilmeleri şart!! Yoksa sorunlu bireyler yetişip bu bozuk psikolojik durumu nesillerce devam ediyor. Ne gerek var ki? Öz eleştiri yap ve kendini bil! Ona göre davran ve ona göre yetiştir. Son olarak; kitabı beğendim,tavsiye ederim.
1000Kitap
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20261,112 okunma
10/10
·376 syf.··
2026 16. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 23:37
Uzun zamandır okuduğum en iyi macera kitaplarından biri sanırım. Bana adeta çocukken bana kitap okumayı sevdiren deniz maceralarını hatırlattı. Kahramanımız Humphrey Van Weyden yani Hump bir deniz kazası sonrası Kurt Larsen isimli kaçak fok avlayan acımasız, otoriter ve zalim bir kaptanın gemisine düşer. Romanın anlatıcısı Hump ise edebiyat eleştirmenliği yapan, yumuşak başlı bir entelektüeldir. Kaptan hayatı sadece güçlü olanın hayatta kaldığı materyalist bir felsefeyle yorumlarken merhametten yoksun bir karakterdir. Hump ise insan onurunu ve ahlakı temsil eder. Hump hayatta kalmak için Hayalet isimli gemide fiziksel olarak güçlenmek ve vahşileşmek zorundadır. Ancak bu sırada Kaptanın aksine ahlaki olarak yozlaşmaz ve insanlık onurunu kaybetmez. Jack London diğer tüm kitaplarında olduğu gibi bu kitabına da kendi hayatından imgelemeler yerleştirmiştir. O da daha henüz 17 yaşındaylen fok avlamak için Japonya kıyalarına gitmiş ve sert deniz koşullarında hayatta kalmayı başarmıştır. Öte yandan Jack London’ı bugüne kadar hep Levent Cinemre çevirileriyle okumuştum. Başka bir çevirmen tarafından çevirisini okuyunca Levent Cinemre’nin çevirilerine ustalıkla eklediği dip ve son notlarının eksikliğini hissetmedim değil.
Deniz KurduJack London · İş Bankası Kültür Yayınları · 20148,3bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
TARİH TEKERRÜRDEN Mİ İBARETTİR?
Puan vermedi
İnceleme yazısına başlamadan önce kitap yayıncılarına bir çift sözüm olacak. 1961'de ilk baskısı yapılan bu kitabı 1990 yılından sonra doğanların nasıl okuyabileceğini düşündünüz mü? Kitabın 17.baskısı 2012 yılında yapılmış ve içinde birçok Arapça, Farsça ve Fransızca kelimeler mevcut. Kitabı okurken TDK nın sözlüğünün mobil uygulaması sürekli elindeydi. Yaşım itibariyle bir çok kelimenin anlamını bilsem de günümüzde bu kelimeler kullanılmıyor. Bu nedenle sadeleştirilmiş bir dil ile yeni baskıları yapılarak değerli kitaplardan herkesin özellikle genç neslin yararlanması sağlanmalıdır. Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar; Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi? Mehmet Akif Ersoy demiş milli şairimiz. 1961 de yazılan kitabı 2026 da okuduğumda hiçbir şeyin değişmediği ve bu zihniyet ile değişmeyeceğini fark ediyorsunuz. Ne acıdır ki Hayrı İrdal ve Halit Ayarcı benzerleri sürekli hayatımızın içinde olacaklar. Yazarın doğu batı veya gelenekçi modern toplum eleştirisi, bizim Cumhuriyet'in kuruluşundan bugüne geldiğimiz noktayı çok net biçimde ortaya koymaktadır. Kitabı ön yargılarım ile okumaya başladım okuma sırasında Tanpınar'ın hayatı ve eserleri hakkında makaleleri okuyunca eser sizi içine çekiyor kimi zaman Hayri İrdal kimi zaman da Halit Ayarcı kişiliklerinin günümüzde ki karşılıkları gözönüne geliyor. Kitabı keyifli şekilde okudum. Okumanızı tavsiye ederim.
Saatleri Ayarlama EnstitüsüAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 201553bin okunma
8/10
·272 syf.··
2026 60. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 10:56
Bu kitapla çocukluğunuzun tozlu sayfalarını aralamaya ne dersiniz? Vidar, öğretmenlik yaptığı okulda karıştığı bir olaydan dolayı açığa alınır. Evde bulunduğu bu süreçte eski bir kolide ailesinin yazlık evinin numarasını bulup o numarayı çevirdiğinde duyduğu ses ölen babasına aittir. Vidar, bir anda kendini 17 Haziran'ın sıcak günlerinde bulur ve aklına çocukluğuyla da konuşabileceği fikri gelir. O günden sonra sık sık evi arayarak çocuk Vidar'la konuşmaya başlar. İğneyle kuyu kazar gibi saat saat, dakika dakika o günü not etmeye başlar. Peki, 17 Haziran'ı diğer günlerden ayıran nedir?Neden nisan, mayıs değil de haziran; ayın 3'ü 5'i değil de 17'si? İşte bizler de Vidar'la bunun cevabının peşinde sürükleniriz. Kitap bittiğinde insanın çocukluktaki yaraları iyileşmeden büyüyemediğini anlıyoruz. Bir yandan soruşturmanın seyrini, diğer yandan geçmişin sırlarını merakla okutan, dili oldukça sade bir kitap 17 Haziran. Kitabın büyük bir bölümünün telefon konuşmalarından oluşması ve bölümlerin kısa olmasından dolayı kitabı çok kısa bir sürede okudum. Telefonun ucunda, Vidar'ı bekleyen hangi çocukluk travması var ? Okuyup öğrenin, derim. Kitapta en hoşuma giden şey, kaybettiğiniz aile üyeleriyle hatta kendi çocukluğunuzla konuşabilme fikriydi. Peki ya çocukluğunuzla konuşma fırsatı verilseydi sizler ona ne söylemek isterdiniz? Bugün 17 Haziran. Yani çocukluğunuza gidip onu anlama vakti. Kitaplı günler.
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20261,112 okunma
Puan vermedi
Mastar veya isim formunda Kur’an-ı Kerîm’de yetmiş kadar ayette geçen “Kur’an” kelimesinin hangi dilden ve hangi kökten olduğu konusunda âlimler tarafından bir mutabakat sağlanmış değildir. Resulullah’a nazil olan vahyin “Kur’an” kelimesi ile isimlendirilmesi yedinci yüzyıl Arap dili geleneğine pek uygun düşmeyen bir isimlendirmedir, şeklindeki bir düşünceyi İslam âlimleri ve müsteşriklerin kelimeye biçmiş oldukları anlamların çeşitliliği de güçlendirmektedir. Nitekim Arap edebiyatçısı Câhiz(ö.255/869) konuyla ilgili şu ifadelere yer vermektedir:” Allah kendi kitabını hem genelde hem de özelde Arapların kendi kelamlarını adlandırma tarzına aykırı biçimde isimlendirmiştir. Araplar şiirlerinin bütününü ‘dîvan’ diye nitelendirirken, Allah bir bütün olarak vahyi ‘Kur’an’ diye isimlendirmiştir. Araplar şiirlerin bölümlerini ‘kasîde’ diye nitelendirirken, Allah Kur’an’ın bölümlerini ‘sûre’ diye isimlendirmiştir. Araplar şiirlerinin daha küçük bölümlerini ‘beyt’ diye nitelendirirken, Allah küçük vahiy birimlerini ‘ayet’ diye isimlendirmiştir. Araplar şiirlerindeki mısra sonlarını ‘kâfiye’ diye nitelendirirken, Allah ayet sonlarındaki kelimeler ve harfleri ‘fâsıla’ diye isimlendirmiştir.” Kur’an kelimesinin ne anlama geldiği ile ilgili ileri sürülen farklı görüşleri kısaca ele alalım. İmam Şafiî bu konuda şunları söyler :”Kur’an kelimesi aslında harf-i tarifli ve hemzesiz ‘el-Kuran’ şeklinde olup kara’e veya başka bir kökten türemiş değildir; bilakis Tevrat, İncil gibi Allah’ın gönderdiği vahyin özel ismidir.” İmam Şafiî’yi istisna tutarsak Kur’an kelimesinin bir kökten türediği konusunda İslam âlimlerinin hemen hepsi mutabıktır. Ebu’l Hasan el-Eşarî(Ö324/936)’ye göre Kur’an “iliştirmek, birleştirmek, birbiriyle bağlantılı hale getirmek” anlamındaki “krn(karn)” kökünden
Kur’an, Vahiy, NüzulMustafa Öztürk · Ankara Okulu Yayınları · 201641 okunma
8/10
·325 syf.··
Beğendi
·
2026 67. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 17:01
Uzun zamandır bekleyen yayın evine ait son kitabımı da okumuş oldum. Psikolojik etkenlerin ağır bastığı bir okuma oldu. Yıl 1976. Sekiz yaşındaki Peggy Hillcoat, Londra'da annesi ve babasıyla yaşamaktadır. Hayatta kalma uzmanı ve saplantılı bir adam olan babası James, eşiyle yaşadığı sorunların da etkisiyle radikal bir karar alır. Peggy'yi annesinden kopararak Avrupa'nın (Almanya sınırlarında) çok ıssız, ormanlık bir bölgesindeki döküntü bir kulübeye götürür. James kızına, dünyanın geri kalanının tamamen yok olduğunu ve hayatta kalan tek insanların kendileri olduğunu söyler. Peggy, babasının bu büyük yalanına inanarak büyür. Baba ve kız, adını "Die Hütte" (Kulübe) koydukları bu yerde kendilerine tamamen ilkel bir düzen kurarlar. Zamanı sadece güneşin hareketleri ve mevsimlerle ölçerler. Yazları avlanıp yiyecek stoklarlar, sert kış aylarında ise donma ve açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. Aradan tam dokuz yıl geçer; Peggy artık 17 yaşına gelmiştir. Bir gün ormanda dolaşırken gizemli bir şekilde bir çift bot bulur. Bu botların peşine düşmesi, babasının yıllardır kurduğu yalanlar zincirini yavaş yavaş çözmeye başlamasına neden olur. Dışarıda hâlâ yaşayan bir dünyanın ve bir annesinin olduğunu fark eden Peggy, esaretinden kurtulmak ve evine dönmek için tehlikeli bir mücadeleye girişir. Severek okudum...
Sonsuz Sayılı GünlerimizClaire Fuller · Kafka · 201551 okunma