Biz islam için ne yaptık!!!???
Beni, nefsini kurtarmayı düşünen hodgâm bir adam mı zannediyorlar? Ben, cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, âhiretimi de. Seksen küsur senelik bütün hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum. Bütün ömrüm harp meydanlarında, esaret zindanlarında yahut memleket hapishanelerinde, memleket mahkemelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı. Divan-ı Harplerde bir cani gibi muamele gördüm, bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilattan men'edildim. Defalarca zehirlendim. Türlü türlü hakaretlere maruz kaldım. Zaman oldu ki hayattan bin defa ziyade ölümü tercih ettim. Eğer dinim intihardan beni men'etmeseydi belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti. (Tarihçe-i Hayat) Bediüzzaman Said Nursî
Allah beni ne için yarattı
Hem kendi san'atını kendisi temaşa etmek ve kendi cemal-i fıtratını kendisi müşahede etmek ve kendi cilve-i esmasının güzelliklerini âyineciklerde kendisi seyretmek isteyen Fâtır-ı Zülcelal'in nazar-ı şuhuduna görünmek ve mazhar olmak, gayet yüksek bir netice-i hilkatidir. Bediüzzaman Said Nursî Şualar
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
ALLAH BİZİ NASIL YARATIYOR?..
Güzel sorular güzel tefekkürlerin kapısıdır. Ve zâten güzel sorular güzel zekâlardan haber verir. Sorusu olmayanın tefekkürü de olmaz. İmâm Muhammed rahimehullahın, daha küçücük bir çocukken, İmâm-ı Âzâm rahimehullaha kendisini bir soruyla farkettirdiği anlatılır. Soruyu cevaplayan İmâm-ı Âzâm Hazretleri şaşkınlıkla sormuştur: "Çocuk, bu soruyu sen mi düşündün, birinden mi duydun?" İmam Muhammed rahimehullah "Ben düşündüm!" deyince onun "derslerine gelmesini" istemiştir. Ve o güzel sorulu yiğit çocuktan Hanefî imâmlarının en büyüklerinden birisi çıkmıştır. Maşaallah. Barekallah. (İmam Muhammed, Bağdat hayatında yanında misafir kalan, İmâm Şafiî rahimehullahın dahi zekâsını övdüğü birisidir.) İmâm-ı Âzâm rahimehullahın her türlü faziletinin yanı sıra hem de bir "insan sarrafı" olduğu anlaşılıyor. Hattâ yine Hanefî imâmlarının en büyüklerinden İmâm Ebu Yusuf rahimehullahı da, annesinin göndermek istememesi üzerine, maaşla derslerine getirttiği biliniyor. Yâni, Hazret, talebenin sağlamını bulunca "cebinden masrafını karşılamakla olsun" tutuyordu. Benim de güzel sorular soran arkadaşlarım var. Gerçi, âhirzaman çocuğuyuz, bizim sorumuz hiç bitmez. Biraz da zamanın gereği olarak şüphelerle yaralıyız. Ancak aynı zamanda o şüphelerle imkânlıyız. Cenâb-ı Mevlâ Furkan'ında "uğruna cihad edenlere yollarını göstereceğini" vaadediyor. Cevap arayışlarımızın da bir cihad olduğunu düşünürsek bu ayetin kapsama alanına dahiliz demektir. Hüda elbette bizi istikamete hidâyet edecektir. Yeter ki cihada ihlâs ile devam edelim. __Geçenlerde de bir arkadaşım bana şöyle sordu: "Abi, her şey tamam da, Allah bizi nasıl yaratıyor?" Kimileri böyle soruları "Sen yaratmıyorsun ya! Ne düşünüyorsun? Senin işin mi?" şeklinde bastırabilir. Ben öyle bir yolu tercih etmem. Üzerine bir müddet
Tefekkürât
BİZ NİYE EVDE (BEKÂR) KALDIK?..
Allah selâmet versin. "Mustafa" isminde bir arkadaşım var. Kendisi şimdilerde evlidir. Maşaallah. Fakat bundan yıllar önce iki bekâr "Biz niye evde kaldık?" muhabbetini döndürürken şöyle bir şey söylemişti: "Bu işler akılla olmaz. Akılla hareket eden evlenemez. Gençken teşebbüs etseydik o cahillikle, cür'etle, cesaretle kolayca içinden çıkabilirdik. Şimdi çok düşünüyoruz. "Armudun sapı, üzümün çöpü..." diyoruz. Bu kadar düşünmekle de işin tadı kaçıyor. İllâ kusurlar görünür oluyor. "Olmazlar" daha çok göze batıyor. İnsan hareket etmeye korkuyor." Benzer bir şeyi, çok nâmlı bir üniversiteden pazarlama eğitimi almış, "Özgür" ismindeki bir arkadaşımdan da duymuştum. O da ticarette başarılı olmak için "cahil cesareti" sahibi olmak gerektiğini söylerdi. Kendisinin başarısızlığını da "o cahillikten kurtarılmış olmasına" bağlardı. Ona göre, teşebbüs etmeden önce çok düşünmek, teşebbüsü öldürüyordu. Modern eğitim ise "raporlama yapmaktan" ticaret yapmaya zaman bırakmıyordu. Kendisi gibiler evraklarla boğuşurken ilkokul mezunu "Anadolu Kaplanları" hızla paranın gözüne basıveriyordu. Onların bu sözleri, bana, Efendimiz Aleyhissalâtuvesselâmın "gençleri erkenden evlendirmek" konulu hadîslerini hatırlatmıştı. Hani hem Buharî hem Müslim'de yer alan birisinde buyuruyor: "Ey gençler! Sizden kimin evlenmeye gücü yetiyorsa hemen evlensin. Çünkü evlilik, gözü haramdan sakındırmak ve iffeti korumak için en etkili yoldur. Kimin de evlenmeye gücü yetmiyorsa, oruç tutsun; çünkü oruç, onun için bir kalkandır (şehveti kıran bir engeldir)." (Buhârî, Nikâh 3; Müslim, Nikâh 1) Yine Tirmizî'de geçen bir başkasında da diyor ki: “Üç şeyi geciktirmeyin. Vakti gelince namazı, hazır olunca cenâzeyi ve denk birini bulunca bekârı evlendirmeyi.” (Tirmizî, Salât, 13/171) __Bunlara
Tefekkürât
Silsile-i Nakşî'nin kahramanı ve bir güneşi olan İmâm-ı Rabbâni (R.A.) Mektûbâtında demiş ki: "Hakaik-ı îmâniyeden bir mes'elenin inkişafını, binler ezvak ve mevâcid ve kerâmata tercih ederim. Bediüzzaman Said Nursî
ÖNCE İMAN
İnancını kaybeden bir topluma İslâm'ın doğrudan sosyal, ekonomik, yapısını anlatmak pek yarar sağlamıyor. Bediüzzaman Said Nursî
Alıntı