10/10
·525 syf.··
Beğendi
·
2026 31. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 15:47
18 yaşındasınız fena halde sevdaya tutulmuşsunuz, yaz tatilinde köyünüzde yıldızlara bakarak onu düşünüp mektuplar yazmışsınız. tatil dönüşü karşılaşıp şiirlerini ezberlediğiniz bedros turyan’ın mezar taşına isimlerinizi yazmışsınız. ilk buluşmanızı kararlaştırmışsınız ki … o gün 6-7 eylül olayları olmuş. ne o gün ne de başka bir gün bir daha birbirinizi görememişsiniz. tespih taneleri böyle bitiyor. bir anı-roman. margosyan’ın hem diyarbakır’da geçen çocukluğunu hem istanbul’da karagözyan yetimhanesi’nde başlayan anadilini öğrenme ve getronagan lisesi’nde devam eden öğrenciliğini anlatıyor. margosyan anadolu insanı. bu kitap ailesinin de kendisinin de memleketini, geleneklerini, kültürünü ne çok sevdiğini anlattığı bir destan. dilinin lezzeti zihninizi öyle bir kuşatıyor ki tarif etmeye çalıştığımı ancak onun kitaplarını okuyanlar anlayabilir. tespih taneleri aynı zamanda koca bir memleket tarihi anlatısı. tek partili dönem, öncesi ve sonrasında diyarbakır ermeni toplumunun yaşayış biçimi ve zorlukları. yemekler, misafir ağırlayışları, hevsel bahçesi’nde uçurulan uçutmalar, komşuluk, çocuk büyütme şekli, eğitim, varlık vergisi, kumkapı’daki balıkçılar, vahram’ın lokantasındaki karanfilli komposto, ermeni patrikhanesi’nin kuralları, oradaki yaşam, işleyiş pek çok konudan bahsediyor margosyan. hep o tadı damağımda kalan tatlı diliyle. diyarbakır ağzıyla yazdığı satırlar bir dolu insanın toplaşıp güle eğlene yemekler yediği kocaman bir ziyafet sofrası gibiydi. ziyade olsun üstadım. üstüne üstlük bir hançepek küçelerinde bir kumkapı sokaklarında geze geze mest oldum. kitapta ayrıca pek çok ermenice kelime, cümleyle karşılaştım. içlerinde hiç unumayacağım bir tanesi : garod, yani özlem… zaten ermeni halkının özlem (garod) duygusu yazdıklarında,
Tespih TaneleriMıgırdiç Margosyan · Aras Yayıncılık · 2000239 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 18. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2026 13:38
Kelimelerini kaybeden bir kadın ile görme yetisini yitirmekte olan bir adamın hikayesi… Bir yanda konuşma yetisini yitiren başkahramanımızın, kaybettiği sesini Yunanca'da arayışı; diğer yanda ise yakın zamanda karanlığa gömülmeye hazırlanan bir öğretmen. İkisinin de ortak noktası; derin sessizlikleri ile hayatla bir şekilde bağ kurma çabaları. Han Kang ile tanışma kitabım olan Çocuk Geliyor’daki o etkiyi maalesef bu kitapta tam olarak hissedemedim. Beklentimle alakalı da olabilir ya da doğru zaman değildir, bilemiyorum. Han Kang’ın etkileyici betimlemeleri ve o naif diline rağmen hikaye bu kez bana bir türlü dokunamadı. Sizdeki etkisi nasıldı? YUNANCA DERSLERİ Han Kang Çeviri: Göksel Türközü APRIL Yayıncılık 1. Baskı, Eylül 2025 159 syf. ️12.04.2026 - 15.04.2026 Kastamonu 2026/18 #yunancadersleri #hankang #gökseltürközü #aprilyayıncılık #koreedebiyatı @aprilyayincilik @turksky21c
Yunanca DersleriHan Kang · April Yayıncılık · 20251,105 okunma
Reklam
bedel ödeyen türk kelebekleri..
Puan vermedi·255 syf.··
2026 194. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2026 20:54
1914 yılında I. dünya savaşına dahil olan osmanlı devleti dört yıl sonra, 30 ekim 1918de, mondros ateşkes antlaşması ile farklı cephelerde aynı anda verdiği savaşı sonlandırır.. bu antlaşmadan iki hafta sonra, 13kasım 1918de, işgal kuvvetleri donanmaları istanbulun önemli stratejik ve askeri yerlerini kontrol altına almak üzere istanbula gelirler.. osmanlı devletinin I. dünya savaşına dahil olmasından beri kargaşanın, kaosun eksik olmadığı istanbulda artık kargaşa, kaos en üst seviyededir.. istanbulda hayat pahalılığı had safhaya ulaşmış, şehirde yaşayan bazı ermeniler, rumlar, yerli işbirlikçiler istanbul halkına her anlamda zulüm çektirmek için birbiriyle yarışır hale gelmiş, şehirde ikamet eden kadınların canı, namusu daha bir tehlikeye girmiş, işgal kuvvetlerinin şehirdeki varlığı asayişi sağlamak bir kenarda dursun işgal kuvvetlerinin şehir halkına yaptıkları asayişsizliği körüklemiştir.. işte genel olarak bu şartlar altında olan işgal istanbulunda bir polis vardır.. bu polis mehmet cemil efendiden başkası değildir.. kendisi, mehmet cemil efendi, biraz da babasının hatırı gözetilerek kayırılmış, bu şekilde polis olmuştur.. şöyle ki; makedonyanın manastır bölgesi türklerinden olan ve muhtemelen 19. yüzyılın sonlarında istanbula gelen lütfiye hanım, tahir efendinin çocuğu olarak dünyaya gelen mehmet cemil, ortaokulu bitirdikten sonra imalatı harbiye usta mektebine yazılır, iki yıl üst üste son sınıfta kalınca okuldan kaydı silinir.. yukarıda da kısaca anlattığım gibi o dönemin istanbulunda ekonomik olarak ayakta kalmak için geçer akçe devlet memuru olmaktır.. zira sırtını işgalcilere yaslayan mutlu azınlığın olduğu şehirde alnının akıyla ticaret yapmak ve para kazanmak çok çok zordur.. kaldı ki o dönemin istanbulunda yaşayanı bunu göze alsa bile ticarete
Şeytan Adası'nda Bir TürkCemil Eryürek · Ötüken Neşriyat · 202123 okunma
Siyasi Tarih
Puan vermedi·192 syf.··
2026 19. kitabı
Feodalizmden kapitalizme geçiş süreci, İngiliz Sanayi Devrimiyle başladı. Sanayi Devrimi, anlık bir olay değil, kimilerine göre yüz yıldan uzun süren, en yoğun dönemi 1760 ile 1830 yılları arasında yaşanan bir süreçti. Bu süreçte, öncelikle, tarım dışı üretimin teknik temeli değişti. Makine üreten makineler ortaya çıkarken, zanaatçıların atölyelerinin yerini büyük sanayi işletmeleri (fabrikalar) aldı. Büyük ölçekli üretimin ortaya çıkması ve gelişmesi, iki yeni sınıfın varlığını gerektiriyordu: Üretim araçlarına (makinelere, aletlere, fabrika binalarına, hammaddelere vb.) sahip sermaye sahipleri (sanayi burjuvazisi) ve fabrikalarda çalışacak işçiler (proletarya). Feodalizm döneminde, temel sömürü biçimi, emekçilerin ürettiklerine zor yoluyla el koyulmasıydı. Emekçilerin bazıları köle ya da serf olarak çalıştırılırken, bazıları da neyi nasıl üreteceklerine kendileri karar veriyor, ama ürettiklerinin önemli bir bölümü ellerinden alınıyordu. Dünyanın pek çok ülkesinde, köylüler, toprakla birlikte alınıp satılıyordu. Köylülerin ürettiklerinin önemli bir bölümüne el koyan ve bu arada her tür işlerini onlara yaptıran toprak sahipleri sınıfı (toprak ağaları, beyler, aşiret reisleri, aristokratlar, feodal sınıf), tam da bu nedenle, teknik ilerlemelerle pek fazla ilgilenmiyordu. Yine bu dönemde, usta-kalfa-çırak düzeniyle çalışan zanaatçılar da, küçük ölçekli üretimin dar sınırları içinde, kendi ayrıcalıklarını korumaya çalışıyordu. Zanaatçıların "lonca" türü örgütlerinin amacı, teknik ilerleme sağlamaktan çok, kendi üretim alanlarına "izinsiz" girişleri önlemekti. Feodalizm döneminin zengin ve güçlü tüccarları ise, dünyanın her yanındaki üreticilerden ucuza mal alıp yüksek fiyatlarla satabildikleri için, kendi ülkelerindeki teknik ilerlemeleri ve sınai üretimin gelişmesini çok
Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’iKarl Marx · Yordam Kitap · 2016230 okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2026 5. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 04 Nisan 2026 11:03
18 Eylül 1881'de Edward Page Mıtchell bu öyküyü yazdığında henüz hiçbir yazar zamansal paradoksa dair bir ürün ortaya koymamıştı. Mıtchell bu öyküyü yazdığında bilimkurgunun ilk tohumlarını attığından haberdar değildi . Kitap Mıtchell'in diğer bilimkurgu öykülerine yer verse de kitaba adını veren bu hikâye muhtemelen günümüzdeki zaman yolculuğu filmlerine zamanda yolculuk yapılırken yaşanacaklarla ilgili ilham kaynağı olmuş. Çünkü okurken aklınıza birçok filmden sahne geliyor ve olayları gözünüzde canlandırmak kolaylaşıyor. Tabi ki hikayeler bildiğimiz hikaye gibi başlıyor ve bilimkurgu bunun neresinde diye ararken halının altındaki sığınağa giden kapıyı keşfetmişçesine bilimkurgu kırıntılarını okudukça keşfediyorsunuz. Eğer sizler de bilimkurgunun emeklemelerine şahit olmak isterseniz okumaya doyamayacağınız bir kitap olduğunu söylemek isterim.
Geri Giden SaatEdward Page Mitchell · İthaki Yayınları · 20211,137 okunma
Puan vermedi·448 syf.··
2026 6. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 16 Şubat 2026 17:54
Çıkmasını dört gözle beklediğim ve çok severek okuduğum bir kitabın yorumu ile geldim. Zamanın Gölgesi, benim “soft,hayal alanım” desem yeridir. Ki bu kitapta da -finali hariç- ağırlıklı olarak öyle oldu. Hayattan bir aşinalık var kitapta; aile sorunları, ev içi düzen (üç kişilik Russo evini kastediyorum.) bile aşina mesela. Hayal alanım, çünkü… SARP. Bu kitapta kendini bir kere daha gösterdi; O kadar “o” adam ki. Hani abartmak istediğim, abartılması gereken bir adam. İlgisini sevgisini gizlemez, üzüntüsünü kızgınlığını saklamaz, “lütfen” hareket etmez. Daha pek çok cümle ile Sarp’ı övebilirim. Ancak, burada övgüyü hak eden bir diğer isim de Sidem. Sarp’a karşı öyle bir açıldı ki… Düşüncelerinde bile Sarp’a hak ettiği değeri veriyor, kendisinin hayattaki, hayatlardaki konumunu görmeye başlıyor. Aşık bir Sidem ve aşık bir Sarp var yani kitapta! Ki zaten oldukça belli ediyorlar, bir nokta kitap alev alacaktı… Sidem’e dair bu kitapta rahatsız olduğum bir detay da var, o da sıklıkla dramı anına dahil etmesi. Belki bunu “konumunu görmeye başlıyor.” dediğim kısımla ilgili bir sancı sürecidir ama rahatsız olmadım desem yalan olur. Bir de ablasına haddini bildirseydi, şöyle en okkalısından! Daha iyi olurdu… Kitapta Bella’yı daha çok görmek isterdim. Çok tatlı bir çocuk ya 🩷... Bunun haricinde kitaba dair pek rahatsızlığım veya keşke dediğim bir şey yok. Kitabın akışını beğendim; Bölümler uzun ve akıcı (Yer yer de Karacahan ailesi mensupları sebebiyle sinir bozucu). Bir takvim içinde yer alıyoruz esasında, “olay günü” işaretli bir takvim ki o da kitabın sonu oluyor. Son da son hani, üçüncü kitabın hemen çıkması gerekiyor… Tüm bu uzun cümlelerimin (Daha da uzatabilirim) özeti şu ki, Zamanın Gölgesi’ni çok sevdim. Okumayan herkese, bir an önce kitabı edinmelerini tavsiye
Edebiyat
Zamanın Gölgesi IIEylül B. Yılmaz · Pukka Yayınları · 2025102 okunma
Reklam
Reklam