Antik Yunan’a bakmaya gerek yok. Hıristiyanlığın ve İslamiyet’in doğuşundan sonraki döneme, filozoflara bakıyoruz, mesela David Hume. 18. yüzyıl. Agnostik, hatta kimine göre ateist. Ama ahlak üzerine yazdığı, söylediği bir ton şey var ve gerçekten de ahlaklı bir insan olarak yaşamış. Adalet için mücadele etmiş birisi. Karl Marx, 19. yüzyılda sosyalizm için mücadele etmiş, adalet için, eşitlik için, özgürlük için mücadele etmiş, sömürüye karşı çıkmış. Lenin, Castro, Che Guevara, sosyalist ekolden birçok insan var. Hepsi adalet için mücadele etmiş insanlar. Sömürüye karşı, emperyalizme karşı, sermayenin sömürü düzenine karşı mücadele etmişler. Bu mücadeleden dolayı ahlaklı insanlar olarak bakıyoruz onlara, belirli bir ahlak paradigmasına göre. Ama bu kişilerin hepsi ateist, biliyoruz. Hatta “Din halkın afyonudur” diyor Marx. “Dinin vaat ettiği mutluluk, hayali bir mutluluktur” diyor Marx. Dolayısıyla din ile ahlak arasında zorunlu bir bağlantı olmadığını sosyalizm de kanıtlıyor zaten, Marx da bunu gösteriyor.
19 mayıs 1919'da Samsun kıyısından başlayan yolculuk, 9 eylül 1922'de İzmir'de sona erdi. Ama bu son, bir başlangıçtı da... İstiklâl Savaşı, İzmir rıhtımlarında başladı ve orada bitti. Adına Milli Kurtuluş Hareketi denilen büyük ve çağdaş hareketin kuruluş ve inşa devri ise bu bitişten sonra başlayacaktır. Çünkü zafer, Gazi Mustafa Kemal için gaye değil, vasıtaydı.
1
ayna yoruldu
her gün yabancı yüzler taşımaktan
içindeki sır dökülüyor şimdi
bakan kendini görüyor
ayna ise sadece yokluğu
2
toprak uyandı
üstünde yürüyen ayakların yüküyle
bizi taşıdığını sanıyoruz
oysa o
bizi sabırla biriktiriyor
3
bir nar açıldı
içinde dünya kadar kan
biz
meyveyi değil
kırılmayı yiyoruz
4
kapı gıcırtısı
evin yaşlandığını söylüyor
duvarlar daha az dayanıklı
insanlar gibi
her şey eskimeyi öğreniyor
5
kapı çalındı