Kan Kalesi
Elbet bir hinlik vardır seni sevişimde ey kanıma çakıllar karıştıran isyan saçlarıma bin küsur yalnızlığı takıp girdiğim şehre insan varlığımızdan tuhaf tohumlar bıraksın günü geçmiş bir gazete, toprak bir çanak bir daha gelmem belki diye bir not bakır maşrapanın yanında şeytanlar da yürür benimle herhal ıslık çaldığım için bir şahan tüylerini döker arımsıra artık bırakılmaktan yapılma bir adam sayılırım böğrümde kambur çocuklardan bir payanda. ...... İsmet ÖZEL 1966
Şiir
Anadol otomobilimiz vardı
Koç Grubu’nun 1966 yılında ürettiği Anadol otomobili için ‘kaputunu inekler yiyor’ dedikodusu ortaya atıldı. Yılmaz Özdil: “Otokoç’un kurduğu Anadol ile Hyundai’nin kuruluş hikayesini anlattı: “1966 yılında bugünkü Otokoç tarafından Anadol üretilmeye başlandı. Türkiye’nin ilk yerli otomobiliydi. Elbette mühendislik açısından ilk Türk otomobili, 1961 yılında üretilen Devrim’di. Ancak test aşamasında kalmıştı. Anadol ise seri üretimle piyasaya sunulan ilk Türk otomobili oldu. Adı üstünde, Anadolu kelimesinden markalaşmıştı. Amblemi de stilize edilmiş bir geyik figürüydü. Türk milletine unutturdular ama geyik figürü, bizim kültürümüzde bozkurttan daha da önemli bir figürdü. Aynı dönemde, 1967 yılında Hyundai de Güney Kore’de ilk otomobillerini üretmeye başlamıştı. Hyundai’nin adı Türkçede ‘çağdaş’ anlamına geliyor. Adeta tesadüfün sözlük anlamıydı. Çünkü Anadol ile Hyundai aynı dönemde yollara çıktı. Birbirlerinin çağdaşıydılar. Hyundai’nin motoru da Ford’tu, tıpkı Anadol gibi. O dönemde Güney Kore’nin nüfusu 29 milyon, Türkiye’nin nüfusu ise 30 milyondu. Nüfus olarak birbirine çok yakın iki ülkeydik.
Reklam
"Sana ait bir mesele değil bu, resminle benim aramadaki bir durum seni ilgilendirmez... ...Ben sana değil, senin resmine aşığım"... Sevmek Zamanı/1966
Ah Güzel İstanbul - 1966
"Seni öyle severim ki dengeni kaybedersin, Kiliseye gider selamünaleyküm dersin."
Film Replikleri
NECİP FAZIL BUGÜN ÖLDÜ
O ve Ben adlı otobiyografisinde kaydettiğine göre 25 Mayıs 1905’te İstanbul Çemberlitaş’ta cinayet mahkemesi reisliğinden emekli büyük babası Mehmed Hilmi Efendi’nin konağında doğdu. Babası Mekteb-i Hukuk mezunu ve bazı memuriyetlerde bulunmuş Abdülbâki Fâzıl Bey, annesi Mediha Hanım’dır. Baba tarafından Maraşlı olan Kısakürekoğulları ailesinin kökü Dulkadıroğulları’na dayanmaktadır. Asıl adı Ahmed Necip olan Necip Fazıl okuma yazmayı büyük babasından öğrendi. Çeşitli okullarda kesintili ve düzensiz bir öğrenim hayatı geçirdi. Önce Gedikpaşa’da bir Fransız, sonra aynı yerde bir Amerikan mektebinde, Büyükdere Emin Efendi mahalle mektebinde, Büyük Reşid Paşa Numune, Vaniköy Rehber-i İttihad mekteplerinde okuduktan sonra Heybeliada Numune Mektebi’nden mezun oldu. Aynı yıl Heybeliada Bahriye Mektebi’ne kaydoldu. Burada da beş yıl okudu, ancak diploma alamadan ayrıldı. 1921’de İstanbul Dârülfünunu Felsefe Şubesi’ne yazıldı. Bu öğrenimini de tamamlayamadan kazandığı devlet bursu ile felsefe tahsili için Paris’e gitti. Fakat Paris’te de düzenli bir öğrenci olamadı, kısmen sanat çevrelerinde bulunduysa da kendini daha çok eğlenceye ve bohem hayatına verdi. Türkiye’ye dönüşünde İstanbul ve Anadolu’da bazı bankalarda memuriyet ve müfettişlik yaptı. Bir Fransız mektebinde, Ankara Devlet Konservatuvarı’nda, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde ve Robert Kolej’de çeşitli dersler okuttu. Bu arada felsefe öğrenciliğinden beri girmiş olduğu basın çevresini daha çekici ve eser vermeye daha uygun bir ortam olarak gördüğünden 1942’den itibaren memuriyetlerini bırakıp geçimini yazılarından ve yayıncılıktan sağlayamaya başladı. Son yıllarına kadar Büyük Doğu dergisinin ve Büyük Doğu yayınlarının sahibi ve yazarı olduğu gibi bazı günlük gazetelerde fıkra ve makaleleri de yayımlanmaktaydı.
Hayata Dair
Ferdi Özbeğen ve arkadaşları... Ses Gazetesi, 23 Temmuz 1966, Sayfa 22
Reklam
Reklam