“Acı, birbirimize hep acı veriyoruz. Sanki yüz yüze duran iki merceğiz biz. Birbirimizde sadece acıyı büyütüp, çoğaltıyoruz.
Başarabildiklerimiz hep acıyla sınırlı."
Türk siyasetinde İslâm’ın rolü, belki de en hararetle tartışılan bir meseledir. Bu konuda Binnaz Toprak tarafından yapılmış Islâm and Political Development in Turkey / Türkiye’de İslâm ve Siyasal Gelişme (Leiden: Brill, 1981) adlı parlak bir inceleme ve Richard Tapper’in yayın yönetmenliğini yapmış olduğu, Islâm in Modern Turkey. Religion, Politics and Literatüre in a Secular State t Çağdaş Türkiye’de İslâm. Laik Bir Devlette Din, Siyaset ve Edebiyat (Londra: LB.Tauris, 1991) adlı bir derleme mevcuttur.
1981 yılında yazdığı "Anı Şişesi" şiirinde "Duvar rengi sağanağa tutsak herkes/kendi delilik ağının altında/ Ölgün ülkenin canlandırılması olanaksız; burada" demesinden bellidir ki 1980 darbesi sonrası ülkenin durumunu da ölmek fiili kökünden ölgün olarak sıfatlaştırır. Aynı şiirin devamın-da yazdıkları ise her ne kadar şiirlerinde kendi içine kapanan bir şair olarak dursa da toplumsal sorunlardan uzak durmadığının göstergesidir: "Bilirim bir sacayağı değilim, özgür bir alan vardır/ tarihsel kurtuluşların toplandığı acıyı karşıtına saygıyla dönüştüren ak bir alan, kötülük aktarımını engelleyen..."
Özbel (1981) sembollerin, okuma yazmanın olmadığı dönemlerde bir olayın veya düşüncenin resimsel anlatımı olduğunu ifade eder. Ayrıca Türk köylü kadınlarının sembolleri geleneksel olarak hem süslemede hem de düşüncelerini ifade etmede kullandıklarını belirtir.