"Anlamak, gitmek kadar zordur bazen." Ö.A.
8/10
·1336 syf.·
2026 19. kitabı
Giderken bile kalabilmek, bazı insanların şiiridir. Yolunuz şiire düşerse, Özdemir Asaf'a da mutlaka uğrayın. Çünkü onun dizelerinde yalnızca şiir değil, insanın kendisiyle yaptığı sessiz konuşmalar da saklı. Şimdiye kadar okuduğum şairler arasında ayrı bir yere sahip. Yer yer Oruç Aruoba'yı anımsatsa da, kurduğu dünyayla ve kelimelere yüklediği anlamlarla kendine has bir iz bırakıyor. Özdemir Asaf'ın bütün eserlerini bir araya getiren bu kitap, yalnızca bir şiir kitabı değil; insanın kendi iç dünyasında çıktığı uzun bir yolculuk gibi. Sayfalar arasında ilerledikçe aşkın heyecanını, ayrılığın sessizliğini, yalnızlığın ağırlığını ve yaşamın karmaşasını hissediyorsunuz. Asaf'ın en etkileyici yanı, karmaşık duyguları son derece sade kelimelerle anlatabilmesi. Bazı dizeler bir anda insanın kalbine dokunurken, bazıları günlerce zihinde dönüp duruyor. Kitap boyunca yalnızca bir şairi değil; düşünen, sorgulayan ve hisseden bir insanı tanıyorsunuz. Bu yüzden eserleri yıllar geçse de eskimiyor, her okunuşta yeni bir anlam kazanıyor. Peki kimdir Özdemir Asaf? Özdemir Asaf (1923-1981), Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının en özgün ve en kendine has şairlerinden biridir. 11 Haziran 1923'te Ankara'da doğmuş, 28 Ocak 1981'de İstanbul'da hayatını kaybetmiştir. Hukuk, iktisat ve gazetecilik eğitimi almış ancak eğitimlerini tamamlamadan edebiyata yönelmiştir. Şiirlerinde insan ilişkileri, aşk, yalnızlık, özgürlük ve varoluş gibi temaları işlemiştir. Asıl adı Halit Özdemir Arun'dur. "Özdemir Asaf" adını kullanmasının arkasında hem çocukluk dönemindeki konuşma alışkanlığı hem de babasına duyduğu saygı yatar. Çocukluğunda "r" harfini söylemekte zorlandığı için adını tam telaffuz edemez, bu durum zamanla mahlas kullanmasına zemin hazırlar. İnancı konusunda ise kamuoyuna açık ve ayrıntılı
İnceleme
Bütün EserleriÖzdemir Asaf · Yapı Kredi Yayınları · 2021305 okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2022 81. kitabı
Özdemir Asaf (1923-1981), Türk şiirinin en özgün seslerinden biridir. Sade, kısa ve yoğun dizeleriyle tanınır. Az sözle çok şey anlatma ustalığı (“şiir aza indirgeme sanatıdır” yaklaşımı) onun imzasını taşır. “Dokuza Kadar On” Yapı Kredi Yayınları’ndan Doğan Hızlan’ın hazırladığı bir seçki kitabıdır. Şairin farklı dönemlerinden derlenen şiirleri bir araya getirir ve onun minimalist, felsefi, aşk-ayrılık-yalnızlık temalı üslubunu en iyi yansıtan eserlerden biridir. Kitabın Genel Özellikleri ve Üslubu Kısa ve Yoğun Dizeler: Özdemir Asaf, kelimeleri kuyumcu titizliğiyle seçer. Bir dize veya kısa şiirde derin duygular, paradokslar ve hayatın özeti yer alır. Kitap, bu özelliğini en belirgin şekilde gösterir. Temalar: Aşk, yalnızlık, varoluş, zaman, pişmanlık, bilmek/bilmemek ikilemi, insan ilişkilerindeki çelişkiler. Şiirler kişisel ama evrenseldir; okuru kendi iç dünyasına çeker. Dil ve Biçim: Yalın, günlük Türkçe. Gereksiz süsleme yok. Karşıtlıklar (var/yok, bilip/bilmeyip, çizmek/yazmak), çağrışımlar ve sessizlikler (söylenmeyenler) güçlüdür. Haiku benzeri bir minimalist etki yaratır. Etki: Okurken “fısıldayarak iz bırakır”. Hızlı okunur ama etkisi uzun sürer. Birçok okuyucu için “en iyi şiir kitabı” yorumu alır; defalarca okunası bir derlemedir. Kitap adı, muhtemelen şairin “dokuzla on arası” gibi dar, kritik anlara (karar, geçiş, belirsizlik) işaret eden bir metaforu yansıtır. Zamanın, pişmanlıkların ve küçük anların ağırlığını vurgular. “Dokuza Kadar On”, Özdemir Asaf hayranları için ideal bir giriş/derlemedir. Yeni başlayanlar için de erişilebilir çünkü dili yalındır, ama derinliğiyle zorlar. Eleştirel açıdan: Bazı okuyuculara “fazla kısa ve dağınık” gelebilir, ama bu onun ustalığıdır — gereksiz kelime kullanmaz. 1000kitap.com Şair, modern Türk şiirinde
Dokuza Kadar OnÖzdemir Asaf · Yapı Kredi Yayınları · 202326bin okunma
Reklam
Puan vermedi·112 syf.··
2022 41. kitabı
Kırmızı Pazartesi, Gabriel García Márquez’in 1981 yılında yayımlanan kısa romanıdır. Orijinal İspanyolca adı Crónica de una muerte anunciada (İşleneceğini Herkesin Bildiği Bir Cinayetin Öyküsü / Chronicle of a Death Foretold) olan eser, Türkiye’de Can Yayınları tarafından bu isimle basılmıştır ve İnci Kut çevirisidir. Roman, Kolombiya’nın küçük bir kasabasında geçen gerçek bir olaydan esinlenerek yazılmıştır. Hikâye, Santiago Nasar adlı genç bir adamın öldürüleceğini herkesin bildiği, ancak hiçbirinin (ya da çok az kişinin) engellemeye çalışmadığı bir namus cinayetini anlatır. Yazar, olayı gazetecilik/araştırma tekniğiyle (röportaj, tanık ifadeleri, geriye dönüşler) kurgular. Romanın ilk cümlesinden itibaren kimin, ne zaman ve nasıl öldürüleceği bellidir. Bu yapı, okuyucuyu “neden engellenmedi?” sorusuna odaklar. Kitap, kader, toplumsal sorumluluk, namus kavramı, kolektif vicdan ve Latin Amerika toplum yapısını sorgular. Márquez, bu romanı çocukluğunun geçtiği kasabada yaşanmış gerçek bir cinayetten yola çıkarak yazmıştır. Kitap, bir yandan gerilim yaratırken bir yandan da “herkes biliyordu ama kimse bir şey yapmadı” paradoksunu güçlü bir şekilde işler. Eğer Márquez’in Yüzyıllık Yalnızlık veya Aşk ve Öbür Cinler gibi daha epik ve büyülü gerçekçi eserlerini sevdiyseniz, Kırmızı Pazartesi onun daha sade, keskin ve toplumsal eleştirel yanını gösterir. Kısa olduğu için hızlı okunur ama etkisi uzun sürer.
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,3bin okunma
Kamuya Ders Kitabı
Puan vermedi·512 syf.··
2026 16. kitabı
Muhtemelen uzun ve oldukça kişisel bir inceleme yazısı olacak. Siddhartha Mukherjee gerçekten çok iyi bir hikaye anlatıcısıdır. Bu hikayelerini de iki ana örgü (bazen üç ana örgü) ile bize sunuyor. Bir hiyerarşi barındırmadan dilin imkanları çerçevesinde birinci ve ikinci demek durumunda kalacağım lakin; bu durum bir beğeni ya da önem farkına benim açımdan işaret etmeyecektir. Birinci olarak bilimsel bilginin günümüze nasıl geldiğinin anlatıcılığında çok kıymetli bir iş yapıyor Siddhartha. Kitabın içindeki her başlığın akademik yazındaki ilk noktasından günümüzdeki bilgi birikimine ulaşana kadar emek sarf eden her bir bilim insanına işaret ediyor ve okuyucuyu da bu kümülatif bilgi artışında aktif bir izleyici olarak ağırlıyor. Diğer kısım ise okuyucu çektiği duygusal sayfalardır. Bir ders kitabı okurken okuyucu kendisini adı-sanı bilinen bir hastanın yanında Siddhartha'nın odasında şikayet dinlerken buluyor ya da hekim ile birlikte çare ararken... Aslında bu durum da duygusuz akademik bilginin omuzlarında yükselen romantize edilmiş güçlü beyaz önlüklülerin yükselmesine yol açıyor. Hastayı kurtarabilecek olan bilim insanları ya da hekimler... Örgüdeki bir üçüncü kısım ise çok daha nadir de olsa önemli yerlerde Siddhartha'nın kendisidir. Onun duyguları, boş yollarda yürüyüşleri ya da kişisel aile işlerine dair satırlar. Yani, bu kitabın yazarı da bir insan olarak ve okuyucusuyla insani ilişki kurmaya devam ediyor. Buraya kadar olan kısım kitabın nasıl kurgulandığı ile alakalı olsun. Devamı içinde Siddhartha taktiği kullanalım, durup durup farklı konulara sekelim. *** Siddhartha bilimsel olarak anlaşılması zor konuları berraklaştırmada gerçekten iyi bir iş çıkarıyor. Tabii ki, bu yorum taraflıdır. Ben bu kitabın muhtevasındaki her bilgiyi en azından bir kaç kere ders
Hücrenin Şarkısı: Dönüşen Tıp ve Yeni İnsanSiddhartha Mukherjee · Domingo Yayınevi · 202437 okunma
Puan vermedi·616 syf.·
2025 63. kitabı
Edip Cansever'in Ben Ruhi Bey Nasılım şiir kitabıyla başlayan Sonrası Kalır 2 kitabı, tüm şiirlerinin yer aldığı Yapı Kredi Yayınları’nın iki ciltlik Sonrası Kalır 1 ve 2 eserlerinin ikincisidir. Edip Cansever şiiri, “İkinci Yeni” olarak adlandırılan (Orhan Veli ve arkadaşlarının Birinci Yeni akımına tepki olarak çıkan) modern/yenilikçi şiir anlayışıyla şekillenmiş; bireyin iç dünyasına, insanın varoluşsal trajedisine ve toplumsal yabancılaşmaya odaklanmıştır. Bu ciltteki şiir kitapları ve içerikleri şöyledir: Ben Ruhi Bey Nasılım (1976): Şairin en özgün yapıtlarından biri olan bu kitap, Ruhi Bey adlı bir karakterin çocukluğundan yaşlılığına uzanan içsel ve dışsal dramını ele alır. Kitapta çiçek sergicisi, meyhane garsonu ve genelev kadını gibi çeşitli karakterler kendi bakış açılarından Ruhi Bey'i ve çöken bir dünyayı anlatırlar. Cansever, Ruhi Bey karakterini Krepen Pasajı'nda gördüğü yalnız bir adamdan esinlenerek yaratmıştır. Sevda ile Sevgi (1977): Şair, bu kitabı birbirinden ayrı ama birbirine bağlı parçalardan oluşan bir "resim sergisi" gibi kurgulamıştır. Kitapta "sevda" bireysel tutkuyu, "sevgi" ise daha geniş, toplumcu bir hümanizmayı simgeler. Şairin Seyir Defteri (1980): Doğanın şiirine iyiden iyiye yerleştiği bu yapıtta, "duymayı düşünmek, düşünmeyi duymak" şeklinde özetlenen bir iç konuşma hâkimdir. Şarkı sözleri ve halk şiiri kalıpları gibi unsurlar, kaynağı belli edilmeden şiirin dokusuna yedirilmiştir. Eylülün Sesiyle (1981): Şairin Seyir Defteri'nin bir devamı niteliğindedir. Evrensel bir yalnızlık planında "içe kapanışın" şiirlerini barındırır. İçindeki "Gelmiş Bulundum" şiiri, şairin en yetkin ve olgunluk dönemi eserlerinden biri kabul edilir. Bezik Oynayan Kadınlar (1982): Cansever'in dramatik şiirdeki ustalığını kanıtladığı bu kitapta,
Şiir
Sonrası Kalır 2Edip Cansever · Yapı Kredi Yayınları · 20201,989 okunma
7/10
·224 syf.··
2026 31. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2026 00:57
Ortadoğu'nun geçtiğimiz yüzyılında, hepsi de doğrudan doğruya Filistin ve Kudüsle bağlantılı, dört önemli suikast gerçekleştirildi. Ürdünün ilk kralı Abdullah bin Hüseyin 20 Temmuz 1951 de Suudi Arabistan Kralı Faysal bin Abdülaziz 25 Mart 1975 te Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Enver Sedat 6 Ekim 1981 de ve İsrail Başbakanı Yitzhak Rabin 4 Kasım 1995 te öldürüldüler. Katillerinin kimlikleri ve dünya görüşleri birbirinden tamamen farklı olsa da, bütün bu suikastların ortak bir noktası vardı: Hepsinden de maktuller, Filistin ve Kudüsle ilgili attıkları adımlar nedeniyle cezalandırılmıştı.
Dört SuikastTaha Kılınç · Ketebe Yayınevi · 2024156 okunma
Reklam
Reklam