Yönetmen tanıtımı quentin tarantino
`quentin tarantino` amerikan sinemasının en özgün ve etkili yönetmenlerinden biridir. kendine has tarzı, genellikle şiddetli, keskin diyaloglar ve pop kültürüne göndermelerle tanınır. film anlatılarını sıklıkla doğrusal olmayan bir şekilde kurar ve türler arasında geçiş yaparak, klasik sinemaya modern bir bakış açısı getirir. -`pulp fiction`(1994): tarantino'nun en ikonik yapımlarından biri olan pulp fiction, karmaşık anlatı yapısı ve unutulmaz diyaloglarıyla sinema dünyasında devrim yaratmıştır. film, cannes film festivali'nde altın palmiye ödülünü kazanmış ve kült bir klasik haline gelmiştir. appraf.com/title/movie/-748o -`kill bill vol. 1 & 2` (2003-2004): bu iki film, intikam, dövüş sahneleri ve batı kültürüne gönderme yapan bir tarzda birleşir. kill bill, özellikle stilize edilmiş aksiyon sahneleri ve çeşitli sinema türlerine olan göndermeleri ile dikkat çeker. appraf.com/title/movie/-8vnp appraf.com/title/movie/-bz6i - `inglourious basterds` (2009): ii. dünya savaşı'nın alternatif bir anlatımı olan bu film, tarihsel bir arka plana sahip olmasına rağmen, tarantino'nun alışılmadık hikaye anlatım tarzını yansıtır. film, christoph waltz'ın hans landa rolüyle oscar kazanmasını sağlamıştır. appraf.com/title/movie/-8vnp - `django unchained` (2012): bu film, kölelik, intikam ve adalet temalarını işleyen bir western yapımıdır ve tarantino'nun şiddet ve dramatik anlatım biçimini birleştirir. jamie foxx ve leonardo dicaprio'nun performansları övgü almıştır. appraf.com/title/movie/-7k9s `once upon a time in hollywood` (2019): 1960'lar hollywood'una dair nostaljik bir bakış açısı sunan bu film, gerçek yaşamda meydana gelen manson ailesi cinayetlerine göndermeler yaparak, hem bir zaman dilimini hem de sinemanın dönüm
Sefertepe Sefertepe, Türkiye'de, Şanlıurfa ilinin Viranşehir ilçesi sınırları içinde yer alan bir arkeolojik sit alanıdır. Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem yerleşimi olan Sefertepe de bu arkeolojik kazı alanlarından biri olma özelliğini taşıyor. Sefertepe, Şanlıurfa’nın Viranşehir ilçesi, Eskikale ve Kırbalı mahalleleri sınırlarında, Şanlıurfa’nın 70 km doğusunda yer alıyor. Sefertepe'de kazı çalışmaları 2021 yılında başladı. Taş Tepeler arkeolojik bölgesinin bir parçasıdır. Şanlıurfa Neolitik Çağ Araştırmaları Projesi (Taş Tepeler) kapsamında, İstanbul Üniversitesi Tarihöncesi Arkeolojisi Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. Emre Güldoğan’ın bilimsel danışmanlığında iki yıldır yürütülen Sefertepe kazılarında önemli bulgular ortaya çıkıyor. Şanlıurfa ilinde geçmiş yıllarda gerçekleştirilmiş önemli kazı çalışmaları var. Bunların yanı sıra 1995 yılında çalışmaları başlayan ve günümüzde de halen devam eden Göbeklitepe, bilim dünyasına Neolitik Dönem hakkında önemli veriler kazandırdı. Tüm bu veriler beraberinde yeni sorular da doğurdu. Taş Tepeler projesi içerisinde yer alan tüm arkeolojik kazı çalışmaları Neolitik Dönem’in anlaşılmasında önem teşkil ediyor.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kör Gözüne Parmağım
1995 yılında Türkiye ve Dünya basınında çıkan absürt haberler.Yok artık diyeceksiniz.Bir kaç tanesini hatırlıyorum.Eğlenceli...
CERN, Tim Berners-Lee, Honorary Prix Ars Electronica
Bilgi Ağının Doğuşu: CERN’den Sanatın Zirvesine Bir Dijital Devrim Hikâyesi 1980’lerin sonuna doğru, İsviçre ve Fransa sınırının derinliklerinde, yerin altındaki devasa laboratuvarlarda insanlık tarihinin en büyük fizik deneyleri yapılıyordu. CERN, dünyanın dört bir yanından gelen binlerce dahi bilim insanıyla dolup taşıyordu. Ancak çok büyük bir sorun vardı: Bu kadar bilim insanı, ürettikleri muazzam miktardaki veriyi, makaleleri ve notları birbirleriyle paylaşmakta zorlanıyordu. Bilgi, her araştırmacının kendi bilgisayarında hapsolmuş durumdaydı. Bu dijital kargaşanın ortasında, CERN’de sözleşmeli olarak çalışan İngiliz bir bilgisayar mühendisi vardı: Tim Berners-Lee. Tim, laboratuvar koridorlarında yürürken sadece kablolardan oluşan bir ağ değil, insanların bilgilerini birbirine bağlayan küresel bir "örümcek ağı" hayal ediyordu. 1989 yılında masasına oturdu ve üstlerine bir proje teklifi sundu. Projenin adı World Wide Web (WWW), yani "Dünya Çapında Ağ"dı. İlk başta yöneticileri bu fikre biraz mesafeli yaklaştı; hatta amiri projenin üzerine "Belirsiz ama heyecan verici" notunu düşmüştü. Ancak Tim vazgeçmedi. Neext marka bilgisayarında ilk web sunucusunu yazdı, dünyanın ilk web sitesini kurdu ve internetin temel kurallarını belirledi. İşin en asil kısmı ise şuydu: Tim ve CERN, bu muazzam icadın patentini alıp zengin olmak yerine, insanlığın ortak mirası olsun diye tamamen ücretsiz ve açık kaynaklı olarak dünyaya hediye etti. Yıllar hızla geçti. Takvimler 1995’i gösterdiğinde, internet artık laboratuvar duvarlarını aşmış, evlere sızmaya başlamıştı. Dünyanın öteki ucunda, Avusturya’nın Linz kentinde ise bambaşka bir heyecan yaşanıyordu. Burada, dijital dünyanın "Nobel"i olarak kabul edilen, teknoloji ve sanatın kalbi Ars Electronica Festivali düzenleniyordu. Festival
1000Kitap
Azılı Bir Ateist Nasıl Müslüman Oldu?
Ateist Olan Mehmed Milaşev’in Dine Dönmesi İlk seminer olan Faiz Semineri, yaklaşık olarak üç saat sürdü. Sonunda, semineri büyük bir ilgi ile dinleyen hocalar, birer değerlendirme konuşması yaptılar. Bu seminerlerin başlamasında büyük gayreti olan ve kendisini saygıyla andığım Osmanlıca dersi hocası Yusuf Kerimov'un konuşması pek duygulu ve duygulandırıcı idi. "Biz burada Allah diyemezken şimdi dinî bir konuyu bu derece ayrıntılı olarak ele alabiliyoruz, dinleyebiliyoruz." şeklinde etkili bir konuşma yaptı. Ardından Enstitü müdürü Canbazov da konunun çok güzel bir şekilde işlendiğini ifade ederek takdirlerini dile getirdi. Kendisiyle ilk tanıştığım andan beri ateist olduğunu söyleyen ve bana karşı ateizmi savunmadan çekinmeyen Mehmed Milaşev de kısa bir konuşma yaptı. Şöyle dedi: "Ben bugüne kadar hep ateizme çalıştım, hep ateizme oynadım; ama ben İslâm'daki faiz konusunun bu şekilde olacağını hiç düşünemiyordum, bilmiyordum. Sanıyordum ki İslâm'daki faiz, asırlar önce bir komşunun diğerinden aldığı bir malı şu şekilde geri verirse bu faiz olur" diye o dö¬nemde de bir anlam ifade etmeyen ve hele günümüzde hiç¬bir manası olmayan bir anlayıştır. Ben konuyu böyle düşünüyordum. Yoksa böyle olacağını hiç düşünemezdim." dedi. İkinci Seminer: Kaza ve Kader: Bu seminerle ilgili yazıyı bana verdiklerinde bir nokta özellikle dikkatimi çekmişti. Ateist olduğunu açıktan söyle¬yen 69 yaşındaki Mehmed Milaşev, ateist oluşuna en çok kaza ve kader konusunu gerekçe görüyordu. Ona göre kaza ve kaderi kabul eden bir din, asla hak din olamazdı. Bu seminerle ilgili çalışmaları yaparken; onun ateistliğini üzerine bina ettiği düşüncelerinin temelsiz oluşunu ve aslında bunun onun bilgisizliğinden kaynaklandığını, do¬layısıyla seminer esnasında gerçeğin ortaya çıkacağını ve her şeyden önce de
Hayat ve İnsan
Olağan Şüpheliler - 1995
Şeytanın çevirdiği en büyük numara, var olmadığına dünyayı inandırmaktı.