10/10
·328 syf.··
Beğendi
·
2026 25. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 01:07
Sinan Akyüz’ün İncir Kuşları adlı eserini büyük bir ilgiyle okudum ve kitap beni derinden etkiledi. Roman, 1992-1995 yılları arasında Bosna’da yaşanan savaşın acı gerçeklerini etkileyici bir anlatımla gözler önüne seriyor. Kitabı okurken savaşın en büyük mağdurlarının kadınlar olduğunu bir kez daha gördüm. Ancak tüm yaşadıkları acılara rağmen Bosnalı kadınların gösterdiği direnç, cesaret ve hayata tutunma gücü hayranlık uyandırıcıydı. Bu yönüyle eser, yalnızca savaşın yıkıcılığını değil, insan ruhunun gücünü de anlatıyor. Romanın gerçek olaylardan esinlenerek yazılmış olması, anlatılanları daha da etkileyici ve sarsıcı kılıyor. Kitap boyunca, bir insanın kaderinin bazen bir gün, hatta birkaç saat içinde tamamen değişebileceğini düşündüm. Bu sorunun cevabını eser çok güçlü bir şekilde veriyor: Evet, insanın kaderi bir anda değişebilir. Tarihî gerçekleri duygusal ve akıcı bir dille okuyucuya aktaran Sinan Akyüz’ü bu değerli eserinden dolayı tebrik ediyorum. Kalemine ve emeğine sağlık.
Duygu ve Düşünce
İncir KuşlarıSinan Akyüz · Alfa Yayınları · 202433,3bin okunma
9/10
·464 syf.··
Beğendi
·
2026 57. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 10:08
Hurmalı Kurabiye tadında hoş bir suriye romanı. 1995 ile 2013 yılları arasında geçen olaylar. Turistik seyehat için Suriyenin palmira şehrini ziyaret eden fransız kız ve annesi. Onlara antik şehri gezdiren suriyeli genç. İmkansız bir aşk. Kitap Suriye de Zalim Beşşar Esadın halkına yaptığı zulümleri de gözler önüne seriyor. Sebebsizce bombalanan şehirleri anlatıyor. Kendi öz yurtlarında iki ateş arasında kalıp kaçmaya çalışan insanların yaşadıkları zorlukları gözler önüne seriyor. Kitap ve konu çok iyi ama yazarımız çok gereksiz betimlemeler yaparak okuyucuyu bezdiriyor. Örneğin " Tarık, marketten ekmek su yoğurt ve sigara aldı. Su ve yoğurdu sol eline alıp sağ eli ile sigara paketini tutuyordu. Sağ eli ile sigara paketini açıp dişleri ile bir dal çekti. Paketi cebine koydu. Çakmağı çıkardı. Sol eli ile rüzgar söndürmesin diye siper yaparak sigarasını yaktı." Bu şekil gereksiz betimleri okurken canımdan can gitti ama konu ilgilendiğim bir konu olduğu için. Beni bağladı. Kitabı öneririm ama eğer yukarda ki betimlemelere her sayfa tahammül edecek kadar sabrınız varsa :-)
Alıntı
Hurmalı Kurabiyeİsmail Alaca · Lukka Kitap · 201958 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Çoçuk ve savaş
Puan vermedi·170 syf.··
2026 12. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 14:16
Kitap; bir otobiyografi. 1992-1995 yılları arasında yaşanan Bosna-Hersek Savaşı'nı, o zaman daha 7 yaşında olan yazarın gözünden görüyorsunuz. O dönem çocuk olan yazar, savaşın başlamasıyla çocukluğunun nasıl elinden alındığını yazıyor. Evleri bombalandığı ve oyuncakları diğer tüm eşyalarla beraber parçalandığı için oyun oynayacak oyuncağı kalmıyor. Zaten diğer tüm çocuklar gibi dışarı çıkıp oynayamıyor çünkü karşı dağdan keskin nişancılar insan avında 7-24. Okula giderken bile vurulmamak için zikzak yaparak koşuyor ya da araçların ve binaların arkasına gizlenerek gitmek zorunda kalıyor diğer tüm Boşnaklar gibi. Amerika'dan, Avrupa'dan yardım diye 30 yıllık kokuşmuş, hayvaların bile yemediği konseverler ve böceklenmiş paketli erzaklar yemek zorunda kalıyorlar. Çünkü yaşıdıkları başkent Saraybosna tarihin en uzun kuşatması altında. İnsani olmayan şartlarda geçen 4 yılı anlatıyor yazar. Kitabı okurken aklınıza Gazze geliyor. O tarihte Bosna-Hersek'te müslümanlar ne yaşadıysa şuan aynısını hatta daha fazlasını Gazze yaşıyor. 30 küsür yıl önce Bosna Hersek'te savaş yüzünden çocuklukları ellerinden alınan Boşnak çocukları nasıl mağdur edildiyse şimdi de Gazze'de çocukların çocuk olmasına müsade edilmiyor.
Kurşunların da Rengi VarEmine Seçeroviç Kaşlı · Alfa Yayıncılık · 20131,080 okunma
8/10
·384 syf.··
2026 36. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 20:54
Uketsu’nun bu kitabı önceki iki kitabının tam bir mash-up ı olmuş diyebilirim. Tuhaf Resimler'de 5 farklı resmin tek bir olaya bağlanmasını okumuştuk. Tuhaf Ev’de ise bir ev planı üzerinden gizem çözülmüştü. Ancak kitabın sonunda abimiz ortaya bir şey atmış, sonu biraz ucu açık bitmiş ve bende ikinci kitap kesin bu olayı ele alır beklentisi yapmıştı. Öyle olmadı. Bu kitapta 11 farklı dosya ve 10 yapı planı var en sonunda tek bir yere çıkıyor. Yine diğer kitaplarda olduğu gibi okurken aynı zamanda çözmeye çalışıyorsunuz ve bence yine tahmin edilebilir bir sonuçtu, yani düşündüğün şey oluyor ama farklı bir sebepten. Okurken tek bir yer hariç şaşırmadım, o yerde de şaşkınlıktan ziyade şok mu desem bilemedim; çarpıldım üzüldüm ilginç şeyler yaşadım. Tuhaf Ev'de olduğu gibi bu kitapta da yazar kitabın içindeydi. İlk kitabı Tuhaf Ev’den sonra kendisine çok fazla garip ev hikayesi anlatıldığını, bazılarını çözemediğini ama birbiriyle bağlantılı olduğunu düşündüğü bu 11 dosyayı bir araya getirdiğini söyleyerek anlatımı daha gerçekçi kılmış. Bir an dedim kız bu nedir?? Kitabı değil ama içinde geçen meselerden bahsetmek istiyorum yanii DIIIIIIT BURADAN SONRASI SPOILER İÇERİYOR OLABİLİR . . . . . . Kitap her ne kadar bir mimari gizem eseri olsa da, alttan alta Japonya’nın karanlık geçmişine eleştiri yapıyor. Hikayede çocuk fuhuşu ve tarikatlar gibi ağır temalar işleniyor. Kitapta çocuk fuhuşunun geçtiği yıllar gerçekten de Japonya'da bu konuda cezai yaptırımların olmadığı ve maalesef bu durumun yaşandığı bir döneme denk geliyor. Japonya bu konudaki yasal düzenlemeyi ve cezaları ancak 1999 yılında getirebilmişti. Yazarın bu tarihi gerçeği kurguya yedirmesi çok başarılı. Tarikat meselesine gelirsek; lisedeyken özellikle Kore ve Asya merkezli tarikat belgesellerini çok
İnceleme
Strange BuildingsUketsu · Pushkin Vertigo · 20269 okunma
Puan vermedi
Bayram ve yol arkadaşım oldu Atmaca Hem çok akıcı hem de kuşağım dolayısıyla çok tanıdık. Böylece Hikmet Hükümenoğlu‘ndan okuduğum üçüncü kitabı da sevmiş ve bir çırpıda okumuş oldum . Romanı oluşturan dört bölüm yıllara göre ayrılmış: 1.1995 2.2001 3.2015 4.2019 . Romanın kahramanı Ömer’le özellikle lise yıllarını okurken o kadar yoğun bir bağ kurdum ki kendi okulum, kendi arkadaşlarım adeta canlandılar gözümün önünde. Tam o yıllarda ben de lisedeydim çünkü. Bir de üniversitede edebiyat fakültesini kazanması hem güldürdü beni hem içim sızlattı. Gözümün önüne bu defa fakültemin koridorları geliverdi iktisat , işletme gibi bölümlerin çılgınca tercih edildiği yıllarda edebiyatı seçmiştik sonuçta . Roman tam bir büyüme hikayesi , aslında bence büyüme de değil Ömer’in kendi içindeki karanlıkla yüzleşme hikayesi demek veya çevresinin , belleğinin oynadığı oyunların farkına varmasının hikayesi demek daha doğru bence. . Dört yaşında iken annesini kaybeden Ömer, babası, kardeşleri Ayfer ve Ömer ile yaşamaktadır. Aynı binada oturan hala onlara destek verir. . Ömer Ömer’in içinde saklı ve güçlü bir öfke vardır.Adeta bir Atmaca! Bu öfkenin ortaya çıktığı bazı anları Ömer hatırlayamaz, kendisine anladığında ise anlam veremez, sonuçta sevdiklerine zarar vermemiştir ki! Kendimizi gösterdiğimiz çevremizdekilerden bağımsız mıdır onlara da şiddet uygulamış olmaz mıyız? Ya da şiddeti her zaman bireysel midir? Eğer öyleyse toplumumuzun içine düştüğü şiddet sarmalı bir tesadüf mü? . Okul müdürüne, otel sahibine, üniversite yönetimine, hükumete duyulan ve gösterilen öfke, haksızlığın müsebbiblerinin yükselttiği ve günümüzde sosyal medya ile de iyice köpürtülen bir öfkedir. . Romanda en çok Önderi’ sevdiğimi de söylemek istiyorum keşke öyle bir arkadaşım olsaydı . Son zamanlarda
AtmacaHikmet Hükümenoğlu · Can Yayınları · 2020762 okunma
Bülent Akyürek’in Yırtıcı Mirası
Puan vermedi·528 syf.··
2026 27. kitabı
Bazı yazarlar vardır, edebiyatı bir sığınak değil, bir savaş alanı olarak görürler. 2026 yılının Şubat ayında aramızdan ayrılan Bülent Akyürek, Türk edebiyatının o dar ve steril koridorlarında elinde bir neşterle dolaşan, önüne çıkan her konfor alanını deşen bir "yeraltı" cerrahıydı. Onu anlamak için sadece kitaplarını okumak yetmez; modern dünyanın sizin için kurguladığı o kadife hapishaneden —faturanızdan, markalı ayakkabılarınızdan, "sen değerlisin" diyen o narsist fısıltıdan— bir anlığına başınızı çıkarmanız gerekir. Bülent Akyürek'in romanları, Türk edebiyatında yer altı edebiyatının en özgün ve sarsıcı örneklerinden biri olarak öne çıkar. 1969 doğumlu yazar, 17 yaşından itibaren yazdı.Erken dönem eserleri daha nihilist, yıkıcı ve bireysel çöküş odaklıyken, sonraki yıllarda modernite eleştirisi İslami bir perspektifle derinleşmiştir. Ne yazık ki, 2026 Şubat'ında aramızdan ayrılan Akyürek, son romanı Satılık Adam'ı (2025) 24 yıla yayılan bir emekle tamamlamış ve bu eserle yazarlık serüvenine çarpıcı bir nokta koymuştur. Bülent Akyürek’in edebiyatı, modern dünyanın pırıltılı vitrinlerine fırlatılmış ağır bir taş, alışılmış estetik değerlere yönelik yıkıcı bir saldırıdır. Onun romancılığı, sadece bir hikaye anlatma çabası değil; bireyin toplumla, teknolojinin insan ruhuyla ve konforun özgürlükle giriştiği amansız kavganın metne dökülmüş halidir. Akyürek, "her sözümü son sözüm gibi söylerim" diyerek her cümlesine bir idam mahkûmunun ciddiyetini ve mutlak ağırlığını yükler. Bu üslup, sokak diliyle harmanlanmış sert, ironik ve provokatif bir damardan beslenir. Geleneksel roman kalıplarını yıkan yazar, "yeni roman"ın öncü örneklerini verirken okuyucuyu bir konfor alanına davet etmek yerine, onu kütüphanesini yakmaya zorlayan bir hakikat arayışına iter. Estetiği, adeta
Satılık AdamBülent Akyürek · Ketebe Yayınları · 2025151 okunma