Bülent Akyürek’in Yırtıcı Mirası
Puan vermedi·528 syf.··
2026 27. kitabı
Bazı yazarlar vardır, edebiyatı bir sığınak değil, bir savaş alanı olarak görürler. 2026 yılının Şubat ayında aramızdan ayrılan Bülent Akyürek, Türk edebiyatının o dar ve steril koridorlarında elinde bir neşterle dolaşan, önüne çıkan her konfor alanını deşen bir "yeraltı" cerrahıydı. Onu anlamak için sadece kitaplarını okumak yetmez; modern dünyanın sizin için kurguladığı o kadife hapishaneden —faturanızdan, markalı ayakkabılarınızdan, "sen değerlisin" diyen o narsist fısıltıdan— bir anlığına başınızı çıkarmanız gerekir. Bülent Akyürek'in romanları, Türk edebiyatında yer altı edebiyatının en özgün ve sarsıcı örneklerinden biri olarak öne çıkar. 1969 doğumlu yazar, 17 yaşından itibaren yazdı.Erken dönem eserleri daha nihilist, yıkıcı ve bireysel çöküş odaklıyken, sonraki yıllarda modernite eleştirisi İslami bir perspektifle derinleşmiştir. Ne yazık ki, 2026 Şubat'ında aramızdan ayrılan Akyürek, son romanı Satılık Adam'ı (2025) 24 yıla yayılan bir emekle tamamlamış ve bu eserle yazarlık serüvenine çarpıcı bir nokta koymuştur. Bülent Akyürek’in edebiyatı, modern dünyanın pırıltılı vitrinlerine fırlatılmış ağır bir taş, alışılmış estetik değerlere yönelik yıkıcı bir saldırıdır. Onun romancılığı, sadece bir hikaye anlatma çabası değil; bireyin toplumla, teknolojinin insan ruhuyla ve konforun özgürlükle giriştiği amansız kavganın metne dökülmüş halidir. Akyürek, "her sözümü son sözüm gibi söylerim" diyerek her cümlesine bir idam mahkûmunun ciddiyetini ve mutlak ağırlığını yükler. Bu üslup, sokak diliyle harmanlanmış sert, ironik ve provokatif bir damardan beslenir. Geleneksel roman kalıplarını yıkan yazar, "yeni roman"ın öncü örneklerini verirken okuyucuyu bir konfor alanına davet etmek yerine, onu kütüphanesini yakmaya zorlayan bir hakikat arayışına iter. Estetiği, adeta
Satılık AdamBülent Akyürek · Ketebe Yayınları · 2025150 okunma
Puan vermedi·374 syf.·
2026 401. kitabı
28 Şubat’ın tanıkları ve mağdurları anlatıyor...Bir dönemin üzerindeki sır perdesi aralanıyor... Türkiye’nin bir kez daha demokrasi sınavına girdiği ve ne yazık ki bir kez daha "sınıfta kaldığı" o tarihi kırılma noktası: 28 Şubat 1997. Kimilerine göre demokrasiye yapılmış balans ayarı, kimilerine göre postmodern darbe... Adına ne denirse densin Türk siyasi tarihinde onarılmaz yaralar ve silinmeyecek etkiler bıraktı... Darbeyi gerçekleştirenler yıllarca susmayı tercih ettiler. Askeri vesayetin tartışıldığı bir ortamda, Türkiye tarihine damgasını vuran sancılı yılların öyküsünü şimdi sadece olayın tanıkları ve mağdurları Son Darbe: 28 Şubat’ta anlatıyor, yakın tarihimizin bu en sıcak anlarını hafızalarınıza emanet ediyorlar Son Darbe: 28 Şubat, bir dönem üzerindeki sır perdesini aralıyor . Güçlü kalem, Keskin gözlemci Mehmet Ali BirandMehmet Ali Birand'ın kaleminden Son Darbe: 28 ŞubatSon Darbe: 28 Şubat okuduk
Araştırma-İnceleme Siyaset-Politika Tarih
Son Darbe: 28 ŞubatMehmet Ali Birand · Doğan Kitap · 2012227 okunma
Reklam
Puan vermedi·353 syf.··
2026 39. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2026 20:39
Bir Dinozorun Anıları: Beklediğim Fosil Değil, Sıradan Bir Kaya Parçası "Ben de bir "dinozor" olarak, bu kitabı okumak için 353 sayfa harcadım ve itiraf ediyorum: Umarım dinozorların soyu, bu kitap kadar yorucu olduğu için tükenmemiştir." Merhaba kitap dostları. Uzun zamandır duyduğum, herkesin "mutlaka okumalısın" dediği Mina Urgan'ın "Bir Dinozorun Anıları"nı nihayet bitirdim. Saygıdeğer bir akademisyenin, İngiliz Edebiyatı'nın duayen isminin yaşam öyküsünü merak ederek başladım, ancak bitirdiğimde hissettiğim tek şey büyük bir "Eee, ne olmuş yani?" hissiydi. Kısa Konu (Sanki Önemliymiş Gibi) Kitap, kendine "dinozor" diyen, dolu dolu yaşamış, sol görüşlü, Türkiye'nin önemli edebiyat simalarıyla (Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Falih Rıfkı Atay, Nâzım Hikmet gibi) haşır neşir olmuş, üniversitede profesörlük yapmış güçlü bir kadının hayatından kesitler sunuyor. Düşünsenize, Atatürk'le dans eden, Shakespeare çeviren, Moby Dick'i Türkçeye kazandıran, üç darbe görmüş bir akademisyenin anıları. Konu olarak kesinlikle etkileyici ve "vaat dolu". Kâğıt üzerinde okunmayı hak eden, görkemli bir hayat hikayesi. Neden "Hiiiç" Beğenmedim? (Sebeplerim) 1. Olay değil, hisler: Kitap, beklentimin aksine bir "anı" kitabından çok, bir "samimi ağıt" niteliğinde. Yazar, yaşadığı dönemin toplumsal olaylarını değil, bu olayların onun iç dünyasında yarattığı burukluğu, öfkeyi, hayal kırıklıklarını ve özellikle "darbe yıllarındaki" çaresizliğini anlatıyor. Yani somut bir olay örgüsü ve aksiyon bekleyen biri için kitap sürüncemede kalıyor. 2. Anlatımın Ağırlığı: Mina Urgan, bir İngiliz Edebiyatı Profesörü. Bunu fazlasıyla hissediyorsunuz. Bazı bölümler öylesine detaylı ve "profesör edasıyla" yazılmış ki, okurken bir anlık "Bu kadar ayrıntıya gerçekten gerek var mıydı?" diye sorguluyorsunuz.
1000Kitap
Bir Dinozorun AnılarıMina Urgan · Yapı Kredi Yayınları · 202214,3bin okunma
8/10
·512 syf.··
2026 41. kitabı
Bekar ebeveyn tropeunu severlerin seveceğini düşündüğüm bu güzelliğin yorumuyla geldim Karakterleri ayrı ayrı çok sevdim ki buna küçük köpekcikte dahil Özellikle Cliff’ın kızlarına olan sevgisi, bağlılığı, davranışları sizin kalbinizi çalacak bundan eminim ama çiftimizin ilişkilerinin bir son kullanma tarihi var maalesef. Türü severler için değişik bir alternatif olabilir. Smut içeriği olduğu uyarısını da vereyim. . Konusuna gelecek olursak; öncelikle hikayemiz 1997 yılında geçiyor. Kızımız Michelle, kocası tarafından aldatılmış ve boşanmış fakat bunu ailesine söyleyememiştir. Annesinin cenazesinde ise eski kocası babasına bu yas zamanında bu haberi vermekten çekinmemiştir. Bu durumdan sonra anneleri Cupper Run’daki pansiyonu kız kardeşine bırakmıştır ama kardeşi mezun olana kadar orayı işletmek zorundadır. Kasabaya gittiğinde yakışıklı pastacımız Cliff ve kızlarıyla tanışır. Onlarla keyifli bir arkadaşlık kurar ve Cliff ile zaman geçtikçe aralarında güçlü bir çekim de oluşur. Cliff ise kızlarına ve kasabaya oldukça bağlıdır. Eski eşi bu kasabada yaşamak istemediği ve şehir hayatını tercih ettiği için ayrılmışlar Cliff’te çocukların velayetini alarak kızlarına bütün sorunlarıyla birlikte harika bir baba olmuştur. Michelle’den de çok hoşlanır ama kendisine bir söz vermiştir, eğer Michelle gitmek isterse ona kal demeyecektir. Hızla günleri tükenirken birbirlerine iyice aşık olurlar ve üstüne de Michelle’e hayalindeki iş teklifi gelince bir anda o mutlu günlerin sonu gelmiştir artık. Peki kim neye karar verecek dersiniz? Gitmek mi yoksa kalmak mı mutluluğu getirecek? Çok daha fazlasıyla birlikte okuyup öğreniyoruz
Yeter Ki Sen Mutlu OlJulie Olivia · Martı Yayınları · 202624 okunma
Çocuklara kötülüklerden korumak için yapılacaklar listesi
8/10
·195 syf.··
2026 4. kitabı
Suçlular sadece başka insanları hedef seçmediler. Yani yakın akrabalardan yada Koç, hoca amca gibilerden de çıkabilir. Bazı ebeveynler Belki de çocukları tedirgin etmekten korkarak hiçbir şey yapmazlar. Maalesef bu başını kuma gömme tarzı yaklaşım çocukların savunması kalmasına sebep olur. Tüm eleştirilere itaat etmelerini gerektiren katı bir tarzda yetiştirilmiş çocuklar özellikle risk altındadır.@ Hayatta hiçbirimiz her şeyi çözemeyiz, Bu yüzden başkalarının tavsiyelerine başvurur. Çocuk yetiştirme konusunda ucuz teorilere başvuranlar, kendilerini Nasrettin hoca'nın masalında yanlarında bir eşekle ve oğluyla giden hocanın durumunda bulurlar. Yani ne yapsalar çözüm bulamıyormuş gibi hissederler. Sezgi ve sağduyudan yararlanmak Sezgi bir şeyi düşünmeden anlamanı sağlayan ani bir histir. Mesela ani ve sebepsiz bir duyguyla karşıdakinin iyi biri olmadığını hissedebilirsiniz işte bu sezgidir. Mesela bazı iş adamları sahte bir işin neredeyse kokusunu alır. Birkaç yıl polislik yaptım ve Sezgin kayda değer bir şekilde gelişmeye başladı. Sezgi ve sağduyu birlikte gider. Birçok insanın başı sağduyu görmezden geldiği için belaya girer. Sağduyu, eğer bir şey gerçek olamayacak kadar iyi görünüyorsa, genellikle gerçek olmadığını öngörür. Mesela baba çocuklarıyla aşırı ilgilenen bir Koru şefini tuhaf bulduğunu ancak çocukların ve annelerinin bu ilgiden memnun olduklarını bildiğinden onların mutsuz etmek istemediğini itiraf etmiş. Yani sağduyu ve sezgisini görmezden gelmiş ve bedelini oğlu ve ailesi ödemiştir (tacizci bir Kore şefi olayından alıntı) yetişkinler sağduyu sahibidir bunu çocuklarına da geçirmek için çaba göstermelidir. Küçük çocuklara bile sezgilerine güvenmeleri öğretilebilir. Şüphelenen bir çocuk kaba davranmaktan korkmadan kaçmalıdır. Çocukların sevgilerini
Çocukları Kötülüklerden KorumakRobert Stuber · Beyaz Yayınları · 19986 okunma
Puan vermedi·54 syf.·
2026 290. kitabı
Ben okumayı Bayan Barnet'in İncil'inden öğrenen çocuklardan biriyim. O 'iyi komşuluk karşılığı' diyerek bunun için para almazdı ama her Pazar ona bir sepet sebze ve meyve götürür, her güz bizim en iyi elma şarabımızdan bir düzine verirdik...S:12 1997 yılının kasım ayında İtalya’da gün yüzüne çıkan bu metin, Mary ShelleyMary Shelley ’nin ömrü hayatında yazdığı ilk ve tek çocuk masalıdır. Shelley, Frankenstein’dan iki yıl sonra kaleme aldığı bu öyküyü basması için babasına verir ancak William Godwin isteğini geri çevirir. Kimilerine göre bu reddin sebebi, öykünün fazla “biyografik” bulunmasıdır. Maurice, Shelley’nin aile hayatındaki trajedilere tutulmuş bir mercek gibidir adeta. Maurice, ya da Balıkçının KulübesiMaurice, ya da Balıkçının Kulübesi Ben Oxford Üniversitesi'nden bir mate­matik profesörünün oğluyum, babam var­lıklı değildi ama bana mükemmel bir eğitim verdi, çok çalışkandım ve öğrenmeyi çok se­viyordum. Bildiğim kadarıyla, cebimde bir kitap olmadan hiç dolaşmazdım ve tek başı­ma uzun yürüyüşler yapmayı, sonra ağaçla­rın gölgesinde ve nehrin kıyısında saatlerce oturup okumayı severdim..s:38
Hikaye (Öykü) Edebiyat
Maurice, ya da Balıkçının KulübesiMary Shelley · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2018146 okunma
Reklam
Reklam