Sene 1997 hayat zor şartlar kötü tabii o zamanlar daha yoktum
"Kendimi öldürmek için ayrılmıştım ve dutlarla eve geri geldim… Beyim, bir dut hayatımı kurtardı…” 🎬 Kirazın Tadı (1997), Abbas Kiarostami
Film
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Alparslan Türkeş’in ölümünün ardından MHP’de yaşanan liderlik değişimi, Türk siyasi tarihinin en fırtınalı ve kırılma noktalarıyla dolu dönemlerinden biridir. Bahçeli'nin Başbuğ hayattayken partinin başına geçeceğine pek ihtimal verilmiyotdu. Çünkü kendisi meydanlarda hitabetiyle coşkulu kitleleri sürükleyen bir figür değil; daha çok genel sekreterlik yapmış, arka planda kalan, sakin ve akademisyen kimliğiyle bilinen bir isimdi. Ancak o dönem yaşanan sert güç mücadeleleri ve perde arkasındaki taktiksel hamleler, Devlet Bahçeli’yi bir anda liderliğe taşıdı. O dönem yaşanan süreci anlamak için taşların nasıl döşendiğine kronolojik olarak bakmak gerekiyor. 4 Nisan 1997: Alparslan Türkeş’in Vefatı Nisan 1997 MHP'nin kurucu lideri Türkeş hayatını kaybetti. Partide daha önce hiç yaşanmamış bir liderlik boşluğu doğdu ve miras kavgası başladı. 18 Mayıs 1997: Silahların Patladığı İlk Kongre Mayıs 1997 Olağanüstü Kongre'de ilk tur oylamada Türkeş’in oğlu Tuğrul Türkeş en çok oyu aldı ancak salt çoğunluğu sağlayamadı. Diğer güçlü adaylar (Devlet Bahçeli, Ramiz Ongun, Muharrem Şemsek vb.) Tuğrul Türkeş’in genel başkan olmasını engellemek için Bahçeli lehine çekilme kararı aldı. Bu ittifakı hazmedemeyen gruplar arasında büyük bir kavga çıktı; silahlar patladı, sandalyeler havada uçuştu ve kongre ileri bir tarihe ertelendi. 6 Temmuz 1997: Bahçeli'nin Genel Başkan Seçilmesi Temmuz 1997 Ertelenen kongre nihayet yapıldı. Karşı ittifak gücünü korudu ve Devlet Bahçeli, Tuğrul Türkeş’e karşı 697 oyla (Tuğrul Türkeş 487 oyda kaldı) MHP’nin yeni Genel Başkanı seçildi. Türkeş sonrası süreçte Bahçeli’nin liderliğe yükselmesini sağlayan şey, kendi kitle karizmasından ziyade diğer adayların "Tuğrul Türkeş karşıtlığı" üzerinden kurduğu koalisyon oldu. Parti içindeki eski tüfekler ve güçlü
Siyaset
Modern endüstriyel futbolda küresel elitlerin bu devasa satranç tahtasına önce Rus oligarklar adım attı. Ortadoğulu Şeyhler ve onların arkasındaki devlet fonları ise bu oyunu görüp el büyüten, tabiri caizse masanın kurallarını yeniden yazan ikinci dalga oldu. Modern futbolda "milyarder dış yatırımcı" çağının resmi miladı Haziran 2003'tür. Aktör: Roman Abramovich Hamle: Londra'nın köklü ama o dönem mali krizdeki kulübü Chelsea'yi satın aldı. Arka Plan ve Refleks: Oligarkların futbola girme motivasyonu aslında bir lüksten ziyade "can ve mal güvenliği" arayışıydı. Sovyetler Birliği'deki şaibeli özelleştirmelerle (Loans for Shares) bir gecede devasa servetlere konan bu isimler, Vladimir Putin'in gücü tamamen eline alıp bazı oligarkları tasfiye etmesiyle köşeye sıkıştılar. Abramovich, servetini Batı dünyasına transfer etmek ve Londra'nın göbeğinde milyonlarca insanın sevgilisi olan bir kurumu yöneterek kendine diplomatik/sosyal bir dokunulmazlık zırhı yaratmak için futbolu seçti. Rus oligarkların açtığı bu yoldan, futbolun kitleleri peşinden sürükleme ve algı yönetme gücünü fark eden Ortadoğu hanedanlıkları girdi. Aktör: Şeyh Mansour (Mansour bin Zayed Al Nahyan — Birleşik Arap Emirlikleri Kraliyet Ailesi üyesi) Hamle: Eylül 2008'de Abu Dhabi United Group vasıtasıyla Manchester City'yi satın aldı. Arka Plan ve Refleks: Şeyhlerin motivasyonu oligarklardan taban tabana zıttı. Onlar paralarını saklamak ya da siyasi bir sığınak aramak zorunda değillerdi; çünkü zaten devletin ta kendisiydiler. Onların derdi, petrol sonrası dünyaya hazırlanırken ülkelerini finans, turizm ve teknoloji merkezine dönüştürecek bir "Yumuşak Güç" (Soft Power) ve İtibar Yönetimi (Sportswashing) hamlesi yapmaktı. Bu akımın başarısını gören diğer Körfez ülkeleri de oyuna girdi: 2011'de Katar (QSI)
Tarih
"Acımı anlayabilirsiniz ama onu hissedemezsiniz." *Kirazın Tadı (1997)
Kim bulmuş ki yerini?
“Kötü günler olur ama böylece dikkat etmemiş olduğun iyi günleri fark edersin.” 🎬: Good Will Hunting (1997), Gus Van Sant
Alıntı