Kitap boyunca adı geçmeyen kahramanımız Üniversite'de bir kızla tanışır ve karakterimizin hayatını baştan aşağı değiştirmeye başlar. Tahmin edebileceğiniz gibi bu iyi olarak değil tam tersine diplere çekmeye başlar kahramanımızı.
"Bir kadın için hayatınızı mahveder miydiniz? " sorusuna ise karakterimiz koşarak evet der ve bundan da zevk alır. Çünkü ona göre kalp akıldan önce gelir. Ne kadar diplere çekse de o buna takılmaz, aşkın bir gereği der ve onun için perişan olmak en muhteşem şeydir. Okurken o kadar kızdım ki, yapma bir kız için hayatınla oynama. Sen ne yaparsan yap kızın umurunda değilsin, o saplantılı aşığına saplantılı olarak aşık. Ama o hiç vazgeçmedi. Muradına da erdimi bilinmez.
Bir erkeği ne yaparsa yapsın sevmeye devam eder miydiniz?
Bu soruya kör aşığımız Eda düşünmeden evet der. Belki düşünse, azıcık da olsa mantık çerçevesinde bakabilse anlayacak. Ama o kendi hayatını tek bir kişiye bağlamış, onunla mutlu olacakmış gibi inandırmış. Kendisi de biliyor, nasıl biri, neler yapma potansiyeli var ama yok o bunlara rağmen ille de Savaş, Savaş diyor. Gerçekten anlam veremiyorum böyle durumlara, hani gerçek hayatta böyle birileri olmasa Yazar'ın kafasından uydurduğu gerçeklik payı olmayan bir şey der geçerdim ama öyle değil. Baya baya gerçek, o gerçeği bildiğim için kızıyorum. Birini tanımamak için ya kör olmak lazım ya da karşımızda ki çok iyi rol yapması lazım. Öyle bir şeyde yok, herşey ortada. Bağımlı, şiddete eğilimli, sana etmediğini bırakmamış ama sen hâlâ ya düzelirse deyip peşinden koşuyorsun. İnsan aşık olduğunda iyi biri olmaya başlar, insanı iyi olmaya sevketmeyen aşkta doğru bir aşk değil bana göre. Eda'nın" Onda bir tuhaflık vardı. İlk zamanlarda tanıdığım, aşık olduğum Savaş gibiydi." demesi aklıma kadınların ilk tanıdıkları haliyle erkeklere
Kitap boyunca adı geçmeyen kahramanımız Üniversite'de bir kızla tanışır ve karakterimizin hayatını baştan aşağı değiştirmeye başlar. Tahmin edebileceğiniz gibi bu iyi olarak değil tam tersine diplere çekmeye başlar kahramanımızı.
"Bir kadın için hayatınızı mahveder miydiniz? " sorusuna ise karakterimiz koşarak evet der ve bundan da zevk alır. Çünkü ona göre kalp akıldan önce gelir. Ne kadar diplere çekse de o buna takılmaz, aşkın bir gereği der ve onun için perişan olmak en muhteşem şeydir. Okurken o kadar kızdım ki, yapma bir kız için hayatınla oynama. Sen ne yaparsan yap kızın umurunda değilsin, o saplantılı aşığına saplantılı olarak aşık. Ama o hiç vazgeçmedi. Muradına da erdimi bilinmez.
Bir erkeği ne yaparsa yapsın sevmeye devam eder miydiniz?
Bu soruya kör aşığımız Eda düşünmeden evet der. Belki düşünse, azıcık da olsa mantık çerçevesinde bakabilse anlayacak. Ama o kendi hayatını tek bir kişiye bağlamış, onunla mutlu olacakmış gibi inandırmış. Kendisi de biliyor, nasıl biri, neler yapma potansiyeli var ama yok o bunlara rağmen ille de Savaş, Savaş diyor. Gerçekten anlam veremiyorum böyle durumlara, hani gerçek hayatta böyle birileri olmasa Yazar'ın kafasından uydurduğu gerçeklik payı olmayan bir şey der geçerdim ama öyle değil. Baya baya gerçek, o gerçeği bildiğim için kızıyorum. Birini tanımamak için ya kör olmak lazım ya da karşımızda ki çok iyi rol yapması lazım. Öyle bir şeyde yok, herşey ortada. Bağımlı, şiddete eğilimli, sana etmediğini bırakmamış ama sen hâlâ ya düzelirse deyip peşinden koşuyorsun. İnsan aşık olduğunda iyi biri olmaya başlar, insanı iyi olmaya sevketmeyen aşkta doğru bir aşk değil bana göre. Eda'nın" Onda bir tuhaflık vardı. İlk zamanlarda tanıdığım, aşık olduğum Savaş gibiydi." demesi aklıma kadınların ilk tanıdıkları haliyle erkeklere