Aksa Nil Kurtoğlu

"Ah, bu parlamak hırsı, insana neler yaptırmaz!"
Sayfa 21 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Bir bilge* der ki: "Ben öğrencimin, vaktini top oynamakla geçirmesine razıyım; hiç olmazsa gürbüzleşir. Biliyorum, çocuğu bir şeyle uğraştırmak gereklidir ve boş oturmak çocuklar için en büyük tehlikedir. Öyleyse ne öğrensinler diyeceksiniz; bu da sorulur mu? Adam olunca ne yapacaklarsa onu öğrensinler; unutacakları şeyi değil." *Montaigne.
Sayfa 27 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Her işlerini tanrıların gözü önünde yapmaktan zevk alan insanlar, o zaman kulübelerinde, tanrılarla birlikte yaşarlardı. Kötülük başlayınca insanlar, bu rahat kaçıran seyircilerden usandılar ve onları heybetli tapınaklara koyup kendilerinden uzaklaştırdılar. En sonunda tanrıları bu tapınaklardan da attılar ve içlerine kendileri yerleştiler. Daha doğrusu, tanrıların tapınakları vatandaşların evlerinden ayırt edilemez oldu.
Sayfa 24 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
"Terzi Hayrettin her Cuma günü bıkmadan hep aynı hanegine (şakasına) devam etti. Bedros'un bakır ibrikle eline döktüğü suyla abdest alırken 'Ula Bedros Cumaya niye gelmisen, bag cehennemde yanarsan ha.' Bedros da gülerek, 'Hreddin Abe vallah abdestim yohtur, bir dahaki Cumaya inşaallah. Ama bir şartım var. Sen de Pazar günü Surp Giragos kilisesine gel, vaftizin yapalım.' Terzi Hayrettin düşündü. 'Bah bu fena fikir degil, iki tarafa da çalışah, çift dikişle işi sağlama alah.' Bu tatlı atışmaya şahit olan Keldani, Türk, Süryani, Kürt, Zaza, Arap tüm Buğday Pazarı esnafı kahkahalarla gülerken, bir gün kaderin onları dünyanın dört bir tarafına savuracağından habersizdiler."
Sayfa 27 - Frezya·Kitabı okudu
Hayat
"Benim bildiğim, nesnelerin insana dokunmaması gerekir. Çünkü canlı değillerdir. Aralarında yaşar, onları kullanır, sonra yerlerine koruz. Onlar sadece yararlıdırlar. Oysa bana dokunuyorlar. Çekilmez bir durum bu. Onlarla bağlantı kurmak korkutuyor beni. Sanki hepsi birer canlı hayvan. Şimdi anlıyorum. Geçen gün deniz kıyısında, çakıl taşını elime aldığım zaman ne duyduğumu şimdi daha iyi hatırlıyorum. İçim bayılır gibi olmuştu. Ne tatsız şeydi bu. Bu duygunun çakıl taşından geldiğinden, ellerime ondan geçtiğinden kuşkum yok. Evet, evet ta kendisi, ellerde duyulan bir çeşit bulantı bu.
Sayfa 28 - Can Yayınları·Kitabı okudu