Hikaye, Hacı Bayram-ı Veli’yi daha kundaktayken, çevresindekilerin "Bu çocuk ilerde veli olacak" dediği o gizemli işaretlerle açıyor perdeyi. Ama sakın bunun sadece mucizelerle dolu, emeksiz bir hikaye olduğunu sanmayın. Aksine, karşımızda ilim için adeta kendini paralayan, öğrenmeye kelimenin tam anlamıyla aşık bir karakter var.
Numan’ın o çocukluktan gençliğe evrilen sürecinde gördüğümüz o sarsılmaz kararlılık, aslında hepimize ders verecek cinsten. Bir şeyi sadece bilmek için değil, onun özünü kavramak için gösterdiği o disiplinli duruş, kitabı sadece bir hayat hikayesi olmaktan çıkarıp bir motivasyon kaynağına dönüştürüyor. Okurken şunu hissediyorsunuz: Büyük bir ağaç olmak için, önce toprağın altında o tohumun sessizce ama inatla büyümesi gerekiyor.
Numan,yıllarca dirsek çürütüp dönemin en büyük alimlerinden biri haline gelse de,içindeki o asıl hakikat arayışı onu Somuncu Baba ile karşılaştırıyor. Bir bayram günü gerçekleşen bu buluşma, onun hayatındaki en büyük dönüm noktası oluyor. Hocası, "Bize bayramı getirdin" diyerek Numan’a "Bayram" ismini veriyor. O günden sonra koskoca müderris Molla Numan, bildiği her şeyi aşkla harmanlamak için hocasının dizinin dibine çöküyor. İşte bu isim, sadece bir unvan değil; ilmin irfanla, zihnin ise kalple kucaklaştığı o muazzam dönüşümün ilk adımı oluyor.
Eserin en güzel yanı, ilmin insanı nasıl bir insan-ı kamil olmaya hazırladığını göstermesi. Numan’ın o kararlı duruşu ve öğrenme aşkı, aslında ileride mürşidiyle tanıştığında kalbinin neden bu kadar hazır olduğunu açıklıyor.
Bir insanın çocukluk azminden gönül sultanlığına uzanan ilham dolu yolculuğunu keşfetmek için mutlaka okumalısınız.