Kitabı okumaya başladığınızda engelli bir insanın zorlu ve acı dolu hayat hikayesi diye düşünebilirsiniz. Yani sıradan bir dram hikayesi diye bakabilirsiniz. Ama bu noktada yanılırsınız. Çünkü engeller sadece sağlıklı olmayan kişilerde değil, aksine hiçbir sağlık nedeni olmağı halde hayatını zorlaştıran engeller yaratan ve bu engellerin farkında olmayan insanlarda...
Bu kitap bana engellere rağmen başarıya giden yolun aslında kendi içimizde olduğunun farkına varmamı sağladı. Christy Brown fiziksel engelli biriydi. Ama buna rağmen hiç pes etmeden kendine yeni yeni yollar bularak başarıya giden yolu yavaş yavaş çıkarak bu buralara geldi. Kendine acımak ve pes etmek yerine mücadele etti. Sonuç ortada.
Peki bizler ne yapıyoruz? Hiçbir engelimiz olmamasına rağmen hayatımızda engeller yaratıp zorlaştırıyoruz. Ve belki de bunun farkında bile değilizdir. Işte tam bu noktada kitaptan okuduğum şu bölüm farkına varmamı sağladı: " Önce büyük bir fedakarlık yapmalısın. Hiçbir şey yapmadan iyileşmen imkansız, biliyorsun, bu yüzden artık sol ayağını asla kullanmayacaksın.
Sol ayağım! Ama bu benim herşeyimdi. Sadece onunla konuşabiliyor, onunla yaratabiliyordum. Dış dünyayla olan iletişiminde tek aracımdı, diğer insanların düşüncelerine ulaşabilmenin ve kendimi anlaşır ve anlamlı kılmanın tek yoluydu. Geri kalanım kullanışsız ve değersizdi. Bu sakat sol ayağım bütün vücudumun tek çalışan yeriydi. Onsuz kaybolmuş, sessiz ve güçsüzdüm. "Evet zor olduğunu biliyorum" dedi düşüncelerimi okuyarak. "Bu çok büyük bir fedakarlık. Ama tek yolu bu, başka çıkış yolu yok. Sol ayağını kullanmaya devam edersen eğer, bir gün büyük bir sanatcı ve yazar olsan bile iyileşmemiş biri olarak kalırsın asla yürüyemez, konuşamaz veya ellerini kullanamazsın ve bütün bunları yapamadan herhangi bir yerde