Ben rüzgâr değilim, dokunmam çiçeklere. Ben kara parmaklı insan değilim. Kirpik uçlarımdan kayar yıldızlar.
Bilemezsin, hayal akşamlarında.
Renklerini kuşatan
Damıtılmış gözyaşıdır ömrümün. Ben boşluğa üfleyen cellat değilim.
Karayele verdim ayaklarımı.
Söyle bana, eceli kim tutar perçeminden? Hangi ölü bilmez nereye gittiğini?
Sen miydin o mehpâre, o memnû, o dilruba?
Söyle bana hindiba.
Sen nasıl bu kadar bulut gülmesi?
Sen nasıl bu kadar bıldırcın sesi?
Sen nasıl bu kadar pencere önü?
Sen nasıl bu kadar gök gürlemesi…
"Güneş kararıyor gibiydi; öyle ki, ağladıklarını düşündüren bir renge bürünüyordu yıldızlar; kuşlar havada ölüp yere düşüyorlar, müthiş depremler oluyordu sanki."