Sabahattin Ali'nin biraz toplumu, biraz da insanın kendisini sorguladığı bir eseridir. Okuyan her insanın muhakkak satır aralarında kendinden bir parça bulduğu aşikardır.
Sabahattin Ali'nin okuduğum ilk kitabı "Kürk Mantolu Madonna ve ikincisi ise İçimizdeki Şeytan" kitabıdır. Her iki kitabın mutsuz sonla bitmesi beni çok üzdü. Buna rağmen yazarın akıcı dili sayesinde okurken ,hiç bıkmadan ve sıkılmadan hayran kaldığım kitaplar arasında yer almayı başarmıştır.
1960' ların sonlarına doğru Sabahattin Ali'nin gerçek yaşamöyküsünün kolay kolay yazılamayacağı ileri sürülüyor; bulanık bir ifadeyle Sabahattin Ali'deki gelgitli yaradılışın daima ikili ve ikici bir akış gösterdiği öne sürülüyordu.
Trajik son, gelgitli yaradılış düşünce ve davranışlardaki fırtına... Hepsi de Sabahattin Ali'nin eserinde olanca acısıyla duyumsanır. Bir-çok öyküsünde ki trajik sonlar , günün birinde kendi sonu olup çıkmıştır.
Burada gerçekçilik, bence, yazarın kaleme getirdiği iç dünya gözlemlerinde aranmalıdır.
İçimizdeki Şeytan bu açıdan bir ibret kitabı gibi okunabilir. Karanlık siyasetin insanları birbirlerine nasıl kırdırtabileceğine işaret eden pek çok sayfa vardır. "Bireyin gelişmesini asla istemeyen bu siyaset,sürekli gözetim ve denetim altında tuttuğu 'sürü 'den ayrılmak isteyenlere inanılmaz kertede merhametsiz davranmıştır.
Yazarın büyüleyici kelimeleri karşısında şu veya bu sahneyi beğendim desem haksızlık etmiş olurum. Her bir sahnesi ayrı duygular barındıran bu kitap, başlı başına bir şaheser zaten.
Romanda Ömer 'in büsbütün başka bir hayat istemesi boşuna değildir.
.....Ömer ; hiç bir şey istemiyorum, hiç bir şey bana cazip görünmüyor.
.... İnsan bir şey yapmalı, öyle bir şey ki... Yoksa hiç bir şey yapmamalı.
Düşünüyorum: Elimizden ne yapmak gelir ? Hiç!.. Milyonlarca senelik