Güç kime geçerse, o 'taraf' yozlaşıyor.
İyi bir 'amaç', 'niyet' uğruna bile olsa, gücü hissettiğimiz an insanlıktan çıkmaya, yakıp yıkmaya, yok etmeye hatta öldürmeye başlıyoruz.
Her şey o kadar gerçekçiydi ki, kitabı bitirdikten sonra hayat bu işte diye düşündüm. Zola'nın işçileri-tarafları onaylamadan, hak vermeden, savunmadan sadece oldukları gibi anlatması muazzam bir başarı bence. Burjuva sınıfını da aynı katıksız gerçekçilikle göstermesini ve düşmanca bir tavırdan yoksun şekilde anlatmasını çok beğendim.
Her karakterle bir şey yaşadım; Etienne ile toy ve hayalperest solu, Suvarin ile anarşizmi, Catherine ile kadere boyun eğmeyi, Maheude ile her şeye rağmen yaşamanın ne demek olduğunu.. Ve tabiki kitabın genelde değindiği o kadar çok şey var ki...adaletsiz dünya düzeni, devrimlerin imkansızlığı ve neden imkansız olduğu, Suvarin'in dediği gibi paraya sahip olunca kişinin ve fikirlerin kapitalleşmesi, her şeye rağmen filizlenen düşünceler ve umut..
Ve maalesef kitap boyunca ben de Soma faciasını düşündüm. Bu kitap sadece yürek parçalayan, acıtan bir 'kitap' değil.. Bu düzenin getirdiği facialar yaşanıyor. Sadece yeri değişiyor, zamanı değişiyor..
Asla unutamayacağım bölümler içeren, en etkilendiğim ve okurken yaşadığım kitapların arasına girdi Germinal.