S.Nur

Zira mü'min gönüllerin gaflet katılığından kurtulup ilâhî rızâya nâil olabilecek hassasiyete ulaşmasının yolu, zikr-i dâimîden geçmektedir. Bu da bir müddet veya bir mevsim değil; bir ömür boyu, her nefes alıp verişte zikrullah şuurunu taşımakla mümkündür. Zira mânevî uyanıklık, ancak bu sayede hâsıl olur.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Kalbin hastalığı ?
Kalbin; ilim, hikmet mârifet, Allah sevgisi ,ibadet, O'nun zikrinden lezzet almak ve bunu her türlü arzusunun üstünde tutmak gibi işlevleri yapamaz hale gelmesidir. Çünkü kalp bunlar için yaratılmıştır.
Bazı insanlar sadece şeriatın iltizâm ettiği ibâdet, zikr, tilâvet gibi yükümlülükleri yerine getirirken dahi ucb/kendini beğenme ve diğer kötü ahlaklara düşmeden kurtulamazlar. Buradan sonrası, tarikat ve hakikat ilminin başarabileceği iştir.
Gazzâlî'ye göre, dünya sevgisi, bütün hataların başıdır; çaresi zor bir derttir. İlacı, âhiret gününe iman, daha önce ölen akranlarını düşünmek gibi hususlardır. Mal ise devâsı içinde olan bir hastalık gibidir. Çünkü kalbin mala aşırı meyleder ve infâk yerine biriktirirsen hastalık; infak edersen, ilaç olur.
Tasavvuf
Şu husus iyice bilinmelidir ki, tasavvufun üzerine binâ edileceği esas zemin, Kur'ân-ı Kerîm ahkâmı ve Allah Rasûlü ﷺ Efendimiz'in Sünnet-i Seniyyesidir. Bu itibarla Kur'ân ve Sünnet'i hayatımızın her safhasına tatbik edebilmek ve şahsımızda bir İslâm kimliği sergileyebilmek, bu mânevî yolda birinci esastır.