ben de, ben de bu bahçe gibi çürüyeceğim; günün birinde farkına varmaksızın ben de ansızın bir tabaka kuru yaprak yığını altında görülmez olacağım! bir gün, mevsim ne çabuk geçti der gibi gençliğim de çabuk geçti, gitti diyeceğim! ve hey şey olup bitecek! evet! her şey olup bitecek, fakat bu bahçe, kim bilir daha kaç defa dirilecek, kaç defa gençleşip pişecek, serilip serpilecek!
bu kuytu ve çukur bahçe, benim mezarım; bu rutubetli topraklara, bu yıkık setlerin altına, bu yosunlu havuzun suları içine ne arzular, ne emeller, ne hulyalar gömdüm!
zavallı hafıza! günden güne yok olduğunu hissettiğimiz, vücut denilen şu toprak yığınının üzerinde durmadan yaşamaya çalışır durur. hüzün verici bir bakışı senelerce hatırlatır. bir sözü, bir gülüşü yıllarca saklar. etrafından baş dönmesi verecek şekilde büyük bir süratle geçen bütün hatıra ve üzüntüleri hemen kaydetmeye çalışır. bu katlanılması güç çalışma ile bütün kuvvet ve takati kaybolunca, bize ümit veren gelecek biter. hayatımıza arkadaşlık eden geçmiş, unutma denizi içinde mahvolur. o zaman, ölüm derecesinde yaralanmış bir asker gibi, bizi mezarın kapısında bırakarak işini terk eder.