"İnsan kendini, ister bir davaya hizmet ederek ister başka bir insanı severek, ne kadar unutursa o kadar insanlaşır ve kendini o kadar gerçekleştirir."
Kitaptaki cümleler arasında beni en çok etkileyen söz olduğunu söyleyebilirim. Biz insanlar o kadar kendimize dönük bir yaşam sürdürüyoruz ki bizler için yaratılan bu sonsuz nimetleri keşfetmeyi, sevmenin o olağanüstü hazzını yaşamayı, bir anlam peşinden gidip özümüzü yakalamayı atlıyoruz maalesef. Şükretmek, anı yaşamak, yaşamımızda anlam bulmak, yaşadığımız acıyı dahi değerli bulmak... Sanırım hayatın özü bunlar.
"Yaşamak acı çekmektir; yaşamı sürdürmek, çekilen bu acıda bir anlam bulmaktır." (s.11)
Belki bu söylediklerim çok pragmatik veya varoluşçu bir yaklaşım gibi gelebilir ama bu çekilmez hayatı yaşanabilir kılmak evet artık eminim, bizlerin elinde. Kitaptan henüz bahsetmedim gibi görünüyor ama hayır, kitaba giriş yapmış bulunuyorum. Yahudi bir psikiyatr olan yazar, nazi kamplarında yaşadığı korkunç deneyimleri, hayatta kalmayı nasıl bir psikolojik güçle başardığını, hayattan anlam bulmanın öneminden ve bunun nasıl yapılacağından bahsettiği başyapıtında bana çok şey kattı. Ki daha birçok kez okuyacağım ve eminim her okuduğumda bana daha farklı deneyimler katacaktır.
Varoluşçuluğun öncülerinden olan yazar bir insanın hayatta kalması için bir nedeni, bir amacı olmalının çok üzerinde duruyor. Kitabın son bölümünde kendi geliştirdiği Logoterapiden ve bu yaklaşım sayesinde hayatlarına dokunduğu birçok çaresiz insandan söz ediyor. Hayatta bir amacı olanın inanıyorum ki yapamayacağı çok az şey vardır. Amaçsızca yaşamanın kişiyi depresyona hatta intihara götürdüğü hepimizce malum bir durum. Girdap gibi girdiğimiz bu çağdan akıl sağlığımızı koruyarak çıkmanın en etkili yolu, bir amaca sarılmak olacaktır.
Kitabın son
Dünya kötü durumdadır ve her birimiz elimizden gelenin en iyisini yapmazsak daha da kötüsü olacaktır. Bu yüzden uyanık olalım. İki şekilde uyanık olalım:
Auschwitz'den beridir insanın neler yapabileceğini biliyoruz. Hiroşima'dan bu yana ise neyin tehlikede olduğunu.
Kitabın içeriğini araştırırken zihin yetersizliği olan bir yetişkin ile ilgili olduğunu görünce sanırım özel eğitimci olduğum için ilgimi hemen çekti ve doğrusu toplumda fazlasıyla dışlanan dezavantajlı bu grubu yazarın nasıl anlattığını merak ettiğimden okumaya başladım. Kitabın konusu evet IQ seviyesini yükseltmeyi amaçlayan bir grup araştırmacının fareler üzerinde denedikleri bir ameliyatı insanlardaki etkisini görmek için gönüllü Charlie üzerinden denemekle başlıyor. Ameliyat olan gençten zamanla ciddi değişimler görülüyor hatta bir dahîye dönüşüyor . Peki duygular? Geçmiş? Gelecek? Küçüklüğünde toplumdan dışlanan, annesin asla kabullenemediği küçük Charlie? Bunları hesaba katmışlar mıdır sizce o profesörler? Ya ameliyatın riskleri, sonrası?
Bu soruların cevabını okuduktan sonra kendiniz verirsiniz elbette ben de zaten içerikten ziyade farkındalık oluşturmak istiyorum bu kitap aracılığıyla. Neden biz insanlar bizden farklı olana saygı duyamıyoruz, tahammül edemiyor ve empati kuramıyoruz?
Bu dünya, bunca imkan, bu tabiat sadece bizim için yaratılmadı. Bu toplumda herkes aynı seviyede olmak zorunda değil, bizden zeka olarak daha gerideler diye biz onlar üstün olmuyor onlardan toplumdan dışlanacak kişiler olmuyorlar. Charlie zeka seviyesi arttıkça küçüklüğünde annesinin ve çevredeki diğer kişilerin onda oluşturduğu travmaları, o korkunç anıları hatırlamaya başlar, küçüklüğünde anlam veremediği birçok şeyi artık anlayabiliyor ama yine de insanlar neden bu kadar kötü olabileceğini benim gibi o da anlayamıyor anlamak istemiyor. Kitabın o bölümleri beni en çok etkileyen kısımlar oldu. Gönülden tavsiye ettiğim bu kitap umarım tünçm okuyanlara farkındalık katar.
Farklılıkları bir güzellik olarak görebildiğimiz daha adil ve güzel bir dünya ümidiyle...