Halime Güven

Halime Güven
@1halimee_21
Yörünge
10/10
·390 syf.··
Beğendi
·
2025 3. kitabı
İlkokulda küçücükken okuma sevgisini sayesinde kazandığım, dolayısıyla şu ana kadar sayesinde çook kitap okuduğum, kitap kurdu adlı özet çalışmalarıyla daha o yaşta kitaplardan nasıl çıkarımlarda bulunabileceğimi, nasıl analiz edebileceğimi farkında olmadan ondan öğrendiğim canım öğretmenimin eserini okumuş olmanın haklı gururu ve heyecanıyla herkese merhabaaaa ‍ Bu uzun cümleden sonra bir soluklanalım ve ülkeler arası bir gezintiye çıkacağımız heyecan dolu, aktıkça akan sizi içine çeken müthiş bir kurguya sahip "Yörünge" ile sizi tanıştırayım. Başak Hocamın üzerimdeki emeğine, kalbimdeki yerine ve hayatıma dokunuşlarının etkisine girersem eğer kitaba sıra gelmeyecek ve bu kitabı tanımanıza engel olarak size haksızlık etmek istemiyorum. O yüzden işin gönül bağı olan duygusal kısmını bir kenara bırakarak kitaptan bahsetmek istiyorum. Kitapta tesadüflerin yoğun olduğu, ikili ilişkiler dışında insan ilişkileri açısından da güzel noktalara değinilen her an bir sürprizle karşılaşabileceğiniz değişken bir kurgusu olduğunu söyleyebilirim. Bu durum tabi kişiyi hem düşünmeye hem de heyecanla okumaya teşvik ediyor. Öncelikle akan bir olay örgüsü olduğu için spoi vermek istemeyeceğim bir kitap çünkü sürekli olaylar ve heyecan katlanarak devam ediyor hele ki bir sonu var kitabın asla tahmin edemezsiniz ben edememiştim çünkü :) Türkiye, Güney Kore ve Japonya arasında gidip geleceğiniz aşk, dostluk, aile gibi sıcak duyguların yoğun olduğu hikayede en önemli karakter olan müthiş zeki, güzel ve başarılı ve bir o kadarda sevecen ama geçmişte yaşadığı korkunç olaydan kaynaklı insanlara güvenemeyen, dışarıdan bakıldığında soğuk, mesafeli hatta burnu havada gibi görünen karakterimiz Prof. Dr. Güneş Aydın. Meşhur bir beyin cerrahı olan Güneş, aldığı iş teklifi sonucu Kore'de ünlü bir
Edebiyat
YörüngeBaşak Kırcelli · Sokak Kitapları Yayınları · 202527 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·480 syf.··
2024 11. kitabı
·
128 günde okudu
·
Okunma: 24 Ekim 2024 02:03
Bir direniş ve umut romanı olan, Ngũgī wa Thiong'o'nun kaleminden çıkan Kan Çiçekleri, Afrika'nın bağımsızlık mücadelesini ve sömürgecilik sonrası yaşanan zorlukları etkileyici bir şekilde anlatan bir roman. Roman, Kenya'nın bağımsızlığını kazanmasının ardından, yeni bir hayata başlamak isteyen ancak geçmişin izlerinden kolay kolay kurtulamayan insanların hikayesini anlatıyor. Daha önce Afrika Edebiyatı okumayanlar için güzel bir başlangıç olacağını düşünüyorum. Roman, toprakla insan arasındaki bağın önemini vurguluyor. Ilmorog köyü, karakterler için sadece bir yerleşim yeri değil, aynı zamanda kimliklerinin ve köklerinin bir parçası. Toprağa sahip olmak, özgürlüğe ve kimliğe sahip olmak anlamına geliyor. Köyün yaşadığı kuraklık problemi, her hasat mevsimi yağmurun yağacağına olan umutları beni çok derinden etkiledi. Hala dünyanın birçok yerinde sömürülen yerlerin olması, sömürgeci zihniyetlerin varlıklarını arsızca devam ettirmesi şu çağ için ne kadar da utanç verici. Sömürgecilik döneminin yarattığı derin izler, bağımsızlık sonrası da kendini gösteriyor. Ekonomik eşitsizlikler, kültürel asimilasyon ve siyasi karışıklıklar, toplumun bütünlüğünü tehdit ediyor.Romanın kahramanları, yaşadıkları zorluklara rağmen hayata tutunmaya ve mücadele etmeye devam ediyorlar. Topraklarını korumak ve daha iyi bir gelecek inşa etmek için verdikleri mücadele, okuyucuya umut veriyor. Ilmorog'u kendilerine yurt edinmek için birbirinden habersiz gelen 4 yabancının, hayatlarının cinayete teşebbüs suçuyla birbirine sarmalanmasını anlatıyor. Öldürülen üç kişinin ilginç bir şekilde suçlanan bu dört kişiyle geçmişte bir temaslarının olması yazarın ustaca yaratıcılığını gösteriyor. Özellikle yerel dilin ve kültürel öğelerin romana yansıması, eserin özgünlüğünü artırıyor. Kan Çiçekleri,
1000Kitap
Kan ÇiçekleriNgugi Wa Thiongo · Ayrıntı Yayınları · 201962 okunma
Puan vermedi·394 syf.··
2024 8. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2024 10:55
Kitap öyle çok yönlü yazılmış ki hangi pencereden konuya gireceğimi şaşırmış durumdayım. Dostoyevski'nin o güçlü kalemi, kişinin yüzündeki bir çizgi değişiminden yaptığı muazzam ruh tahlilleri okuru o kadar etkiliyor ki betimlemleri beni aşırı heyecanlandırdı diyebilirim. Kitapta geçmiş ve gelecek anlatılıyormuş gibi bir yanılgıya düşmemek elde değil fakat biraz ilerleyince aslında iki benzer olayın, kaderin benzerliğini ustalıkla birbirine dolamış yazar. Sağlıksız aşklarını ailelerine tercih eden iki genç kadının yaşadıkları acıları, babalarının içleri yanarken gururlarının evlatlarını affetmelerine engel olmasını, bir kadının ölümünden sonra geriye kalan bir kız çocuğunun diğer kadının yaşamına ilginç bir şekilde dahil olmasıyla başlıyor asıl hikaye. O kız çocuğunun varlığının ikinci kadının aynı sonu yaşamasına engel olması çok etkileyiciydi. Prens Valkovski diye bir cani vardı ki hikayenin sonunda kim olduğunu öğrenince gerçekten dehşete düştüm ve gözlerim doldu. Vanya isimli vefalı aşık ise bana Dostoyevski'nin kendini yerine koyduğu mantık abidesi karakter olarak hissettirdi. Kurgu o kadar sağlam ki kitabın sonundaki gerçekle başınız dönecek şaşkınlıktan ağzınız açık kalacak desem abartmış olmam herhalde. Ezilenler ismini boşuna koymamış yazar, en masum görünen kişinin bile sevgisiyle veya merhametiyle dahi kendisini seven kişiyi ezdiğini görebilirsiniz. Yani maalesef ki her ezilen potansiyel bir ezicidir. Nataşa bizim ana karakterlerimizden biri, ay o kadar sağlıksız bir sevgi anlayışı var ki boğasım geldi cidden, Alyoşa'nın onu aldatmasını bile hoş görüp daha sonra gelip ondan salya sümük af dilenmesini ağzının suyu akarak anlatması bana tam bir sadist gibi hissettirdi. Aynı zamanda eskiden yaşanmış acıları sık sık gatırlayıp kendine acı çektirmesi de
Edebiyat
EzilenlerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202223,8bin okunma
Puan vermedi·288 syf.··
2023 7. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 28 Kasım 2023 08:01
"İyi aile var mıdır?" Bu soruyu sormak yerine, kanımca "İyi aile ne demek?" şeklinde sormak daha çözümcül bir yaklaşım olacaktır. Nihan Kaya'nın okuduğum -yarım bıraktığım- ilk kitabı ama o dört köşesi de yıkıcı olan üslubundan kaynaklı son da oldu benim için. Kitap yorumlarıma böyle olumsuz eleştirelerle başlamaya pek alışık olmadığım gibi hoşuma da gitmiyor fakat kitabın neredeyse yarısına geldiğimde beni çok rahatsız eden cümlelerden sonra hemen kapattım ve uzun zaman sonra yorumunu yazıyorum. Rahatsız olduğum konulara başlamadan önce yazarın da hakkını vermem gerektiğine inanıyorum. Hemen hemen her cümlesi sarsıcı olan bu eseri okuyunca aslında yaşantımızdaki birçok olumsuz huyumuzun, davranışımızın temelinde yetiştirilme tarzımızın, maruz kaldığımız cümlelerin ki en çok da ebeveynlerimizin söylemlerinin etkisinin farkına varıyorsunuz. Bu farkındalık iyi bir şey mi pek emin değilim. Ailenize karşı farkında olmadan bir öfke duymak kötü bir şey ama ilerde ebeveyn olduğunuzda çocuğunuza nasıl davranmanız gerektiği konusunda farkındalık kazanmanız olumlu tarafı. Yazarın üslubu çok fazla keskin, net ve vur kır. Açıkçası @mteber hocanın ebeveynlerinizin yakasından düşün başlıklı yazısını okuduktan sonra anne babalarımızın bizi yetiştirme tarzlarına kızmaktan ziyade onların çocukluklarına üzülmeye başladım. Bu konu hakkında söylemek yazmak istediğin tonlarca şey var fakat bu kısıtlı alanı kitabı yarım bırakmama neden olan kısma harcamak istiyorum. "Fedakar" Anne Yalanı adlı bölümü de Hz.Muhammed'in (sav) annesi Hz. Amine'den ayrılıp süt anneye verilmesini koşulların yarattığı zorundalık olarak değil, rahata düşkünlük keyfi bir durum gibi anlatmış yazar hanım. Bu durumu o kadar irrite edici, dini hassasiyetlere saygı duymadan anlatmış ki bölümün devamını getiremeden
1000k
İyi Aile YokturNihan Kaya · İthaki Yayınları · 20187,9bin okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2024 7. kitabı
Sosyal çürümüşlüğün, toplumsal ahlakın çatırdamasının geçmişten gelen yankısı Kırmızı Pazartesi, tabiri caizse Kanlı Pazartesi... Usta yazar çocukluğunda yaşanmış bir cinayeti kendi etkileyici kalemiyle bizlere aktarıyor. Olayın en korkunç tarafı, öldürülen kişinin gerçekten suçlu olduğundan emin olunmaması ve son ana kadar öğrenemeyen kurban hariç, herkese ilan edilmiş bir cinayet olması. Nasıl olabilir diyorsunuz değil mi? Evet en çarpıcı kısma gelirsek bu cinayetin işleneceğini herkes biliyor fakat engel olmak için kimse bir şey yapmıyor. Engel olmak için bir şey yapmama sebepleri ise akıl tutulması denecek cinsten: " Mutlaka biri söylemiştir diye düşündüm." " Böyle bir şey yapacaklarına inanmadım." "Biliyordum ama ne yapacağıma karar veremedim" "Ne yapacağından o kadar emindi ki onu öldüremezler diye düşündüm." vesaire vesaire.. Olay sözde bir namus cinayeti fakat yazarın hissettirdiğine göre öldürülen kişi suçsuz. Kadın neden Santiago Nasar'ın adını verdi, amacı neydi veya gerçek yapanı korumak için mi başka birinin adını verdi bilinmiyor ve benim de anlamlandıramadığım kısmı bu oldu. Kitapta en sarsıcı kısımlar elbetteki cinayetin işlenme sebebinden ziyade toplumun ruh çözümlemesi. Bildikleri halde hiçbir şey yapmamaları akıl alır gibi değil. Gerçekten ciddi bir sosyal çürüme ve ürkütücü bir umursamazlık. Sizce de kendince bir sebep bulup sessiz kalan herkes suçlu değil midir? Santiago Nasarı kasap bıçağıyla öldürenler yalnızca Vicario kardeşler mi yoksa tüm kasaba halkı mı? Bu sorulara cevap aranmalıdır. Zamanında yarım bıraktığım için kendime çok kızdığım bu muhteşem eseri herkesin okumasını çok isterim. #bookstagram #okudumbitti #KırmızıPazartesi #Marquez
İnsan ve Hayat
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,3bin okunma