Kaderin sana ne getirdiği değil, senin ona nasıl karşılık verdiğindir asıl mesele. Çünkü hayat başına gelenler değil, senin verdiğin cevaptır,” demiş Epiktetos.
Her hikâye biraz olsun kişinin kendi yol ve yolculuk hikayesidir özünde.
Bu yüzdendir ki hemen her hikâyede kendi yansımamızı bulur ve yüzleşiriz.
Yine bu yüzdendir hikâyeye ya da hikâyenin öznelerine aşinalığın, çünkü bildiktir, tanıdıktır.
Bazı yollar rastlantı değildir, bazı karşılaşmaların tesadüf olmadığı gibi.
Kimi karşılaşmalar bizi büyütür kimi eksikliklerimizi fark ettirir kimi de artık değişmeye hazır olduğumuzu hissettirir.
Hiç tanımadığınız bir yabancı, hayatınızın tüm akışını değiştirebilir mi?
Bildiğinizi sandığınız yollar, üstesinden gelebileceğinizi düşündüğünüz olaylarla hayatınız bir anda alt üst olabilir mi?
“Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir” diyerek endişelenirken biliyor muyuz hayatımızın altının, üstünden daha iyi olmayacağını?
Kalplerimizin kapılarını aralamaya hazırlanırken sandığımızdan daha büyük bedeller ödemeye hazır mıyız, peki?
Bireyin belki de en büyük yanılsaması anlamlandırma çabasıdır.
Oysa anlam, ona bir anlam yükleyene kadar hükümsüzdür.
Yörünge; “tesadüf” denilenin aslında “çoktan olmuş olan” olduğunun hikâyesi.
Birey-birey, birey-aile, birey-toplum konjonktürden ilişkilerin kırılgan dengesi, aidiyet, özgürlüğün nerede başlayıp bittiği üzerine yargılamadan düşündüren, güldüren, hüzünlendiren bir anlam hikâyesi.
Biraz benim, biraz senin, biraz onun…
Yazarı olan sevgili dostum Başak Kırcelli’yle yollarımız henüz kavuşmamış birbirimizden bihaberken meğer ruhlarınız aşinaymış birbirine. Yıldızlara bakarak kendi kendimize anlattığımız bu hikâyede yollarımız kesişti, birleşti. İyi ki…
Yörünge; düzensizliğin içindeki düzen, ışığın içindeki gölge…
Biraz