Zamanında bu ne ya diye yarım bıraktığım ama bir daha elime alıp okuduğumda vay bee dediğim, alışık olmadığım bir yazım biçemine sahip harika bir eserle geldim.
Derin psikolojik tahlillerin olduğu, iç çatışmaların yoğun yaşandığı, kişilik analizleriyle dolu, yoğun bir kitap sunmuş bize Yusuf Atılgan.
Bay C. toplumsal normlarının yıkmış, küçükken yaşadığı travmatik baba figürünün farkında olmadan tüm hayatını etkilemiş, ruhsal bir boşlukta sallanan sürekli arayış içinde olan bir aylak. Ebeveynlerin çocuklarının tüm yaşantısını ne denli etkileyeceğini gözler önüne sererken kitabın ilerleyen sayfalarında küçükken yaşadığı olayları okuyunca aklıma şöyle bir şey geldi: Bazen ne kadar tuhaf biri, niye böyle davranıyor anlamıyorum dediğimiz kişilerin, karakterinden bağımsız yaşadığı olayların etkisinin ne denli büyük olduğunu düşünüp davranışlarımızı ona göre şekillendirsek hayat daha yaşanılır olur.
Toplumsal sorunlara da küçük küçük değinen yazar, okuyucunun farkında olmadan kendini sorgulamasına, bu hayatta tutunduğu dalın ne olduğu, niye olduğu gibi içsel bir sorgulamaya itiyor.
"-İnsanın bir tutamağı olmalı.
-Anlamadım.
-Tutamak sorunu dedim. Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur, kimi müdürlüğüne, kimi işine, sanatına."
İnsanları, olayları gözlemlemeyi çok seven biri olarak kitapta sürekli bir gözlem, neden sonuç ilişkisi, tahminler olması en çok hoşuma giden taraf oldu.
Bay C. ne istiyor peki bu hayatta, böyle aylak aylak dolaşarak nasıl olacak diye sorarken cevabını kendisinden aldım:
''Ben toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek