Bu kitapla ilgili ne yazsam diye düşündüğümde sadece tüm aileyi yutan bir laneti okumuş gibi olduğumu söyleyebilirim.
Figui’nin efendilikten köyün en fakiri olmaya giden hayat hikayesinde kendi ile beraber etrafında kim varsa o karanlık kuyuya çekilir elbette . Başta annesi, babası, güzel ve sadık eşi, çocukları.
Gençliğinde yaptıkları ve sebep olduğu şeyler öyle sinir bozucudur ki adeta bedeli acılarla dolu bir ömrü yaşatmak ve yaşamak laneti olur bence. Altı hayatın altı acısını kalbinde ölene dek yaşamaktır bu. Kapaktaki altı çizginin de anlamı.
Yani,hikayemde sonlara doğru affedebilir miyim Figui seni desem de dönüştüğü adama üzülsem de kızgınlığım yine de geçmedi.
Bu uzun ömür içinde ailenin sosyal,ekonomik değişimi ile birlikte bir ülkenin (Çin) de yönetim, sosyal ve ekonomik değişimlerine de tanık oluyoruz. Gücün sahibi olanlar hangi yönetim sistemi içinde olursa olsun onun esiri oldukça eşitlik bile sadece koca bir yalandan ibaret.
Roman; anlatım dili akıcı ama duygu geçişlerini, edebi tadı zayıf bulduğum bir kitap oldu. Karakterlerin duygu dünyalarına yer verilmediği için sanırım böyle hissettim. Benzetme yapacak olursam bir ağacın üstünden olayları izlemişim gibiydi.
Özetle okumayı düşünenlere psikolojik açıdan şu hatırlatmayı yine de yapmak isterim: Kitabın adı Yaşamak olsa da konu olarak umudun kibrit alevi kadar olduğu, acılarla dolu bir ömür okuyacaksınız. Sizi ne denli etkiler bilemem ama kitaplar için hep burada buluşalım isterim.