Bu roman tadı damağınızda kalacak, çok sert bir espresso gibi adeta. Herkesin seveceği değil de daha çok rafine tatları sevenlerin tercih edeceği türde diyebilirim. Çünkü çok sert,salt gerçekçi bir anlatıma sahip ve bu kadarı pes dedirten, siyasal ve sosyal olarak çok yönlü eleştirileri olan, bir kadının elinden çıkmış çok eril bir roman.
Bu romanın yüzde doksanı kurgu olsa da bir kadının kaçırılması , alıkonulup pazarlanması ve suçlularının serbest kalması gerçektir. Bu nedenle okurken içine içine, dibe doğru çekildiğim bir girdapta gibiydim, akışına kapılıp giderken bir yandan boğuldum okuduklarımdan. Çünkü bu coğrafyada Menekşeler gerçek,cehalet,aile içi acı travmalar,insan kaçakçılığı, ucu güvenlik güçlerinden güçlü kişilere kadar uzanan çeteler, organize suçlar, adaletin kantarını mini bir eteğin değiştirdiği ya da suçluların bir şekilde sokakta suça devam edebildiği hukuksal açıklıklar ya da göz yummalar,yoksulluk, hepsi,hepsi gerçek ve çok acı.
Kitapta sadece bir kurguyu değil, insan davranışları altında yatan psikolojik ve toplumsal nedenleri de okuyacaksınız.
Kısacası korkunç bir kadın trajedisinin altında bir toplumun siyasal,sosyal, güvenlik ve adalet yönünden çürümesinin romanı diyebilirim. Bir edebi romandan çok daha fazlası. Her karakteri kendi sınıfının bir yansımasıydı. Ama bir noktada aslında hepsi yine birbirinin aynısıydı. Biraz Oktay ve Haydar ama en çok Yusuf Dayı farklıydı. O her şeyi okumuş, gençliğinin acı deneyimi ile romanın bilge kişisiydi. Tüm parçaları birleştirerek toplumun resmini görebilen tek kişisiydi.
Yazarın tabiri ile “Adalet Ağaoğlu’nun Bir Düğün Gecesi’nde 1970’ler Türkiye’sinin egemen sınıfını işleriz, dedi. Biz bu gece 21. yüzyıl Türkiye’sinin yeni orta sınıfını seyredeceğiz.”
Ben üslup ve anlatım olarak çok güzel ama