Azdahak sadece bir solukta okunacak bir macera ya da tarihi bir kurgu değil; aynı zamanda her sayfasında "Ben olsaydım ne yapardım?" sorusunu sorduran derin bir vicdan muhasebesi. İskender Pala, efsanelerin zamansız olduğunu ve insan kalbinin karanlık labirentlerini anlatmak için hala en güçlü araç olduklarını bu kitapla bir kez daha kanıtlıyor. Kitap bittiğinde, dimağınızda hem edebi bir haz hem de hayata dair derin bir tefekkür kalıyor. Kesinlikle kütüphanelerin baş köşesini hak eden bir başyapıt.
İskender Pala sembolik ve ağdalı olmaktan uzak, aksine son derece akıcı ve duru dili, bu katmanlı hikayenin bir solukta okunmasını sağlıyor. Kelimeler adeta bir kilim gibi ince ince işlenmiş; tarihsel zemin edebi estetikten ödün verilmeden inşa edilmiş.
Romanın en güçlü yönlerinden biri, temposunun hiç düşmemesi. Yazar, zengin tasvirleri ve güçlü diyalogları sayesinde okuyucuyu hikayenin geçtiği o mistik ve puslu atmosferin içine kolayca çekiyor. Karakterlerin siyah ya da beyaz olmak yerine; zaafları, korkuları ve vicdani hesaplaşmalarıyla "insani" gri tonlarda işlenmesi, hikayenin inandırıcılığını ve edebi değerini katbekat artırmış.
En önemlisi ise; Kitap, gücü elinde tutma hırsının, insanın kendi ruhunu nasıl yavaş yavaş kemirdiğini epik bir anlatımlarla gözler önüne seriyor. İskender Pala, omuzlarından çıkan yılanları insan beyniyle beslemek zorunda olan zalim hükümdar efsanesini, sadece geçmişe ait bir masal olarak bırakmıyor. Onu günümüz insanının doymak bilmeyen hırslarına, modern dünyanın "güç" tapıncına tutulmuş bir ayna haline getiriyor. Kitaptaki her bir yılan, aslında insanoğlunun içindeki kibrin, kıskançlığın ve öfkenin somut birer simgesi.
İyi okumalar..
Freida McFaddenHizmetçi romanında psikolojik gerilimi sade ama etkili bir anlatımla okuyucuya sunmuş. Roman, geçmişinden kaçmaya çalışan bir kadının, zengin bir ailenin evinde hizmetçi olarak işe başlamasıyla açılıyor. Okuyacak olanlara bu konu gayet klişe gelebilir. Ancak bu evde işler hiç de göründüğü gibi değildir; duvarların ardında gizlenen sırlar ve yavaş yavaş ortaya çıkan karanlık gerçekler okuru ilk sayfadan itibaren içine çekiyor.
Yazarın anlatımı çok akıcı ve sinema izler gibi hissediyorsunuz. Özellikle karakterlerin psikolojik çözümlemeleri çok yerinde.
Ana karakterin iç dünyası, çaresizlikle merak arasında gidip gelen duyguları çok gerçekçi bir biçimde yansıtılmış.
Romanın temposu sürekli artıyor; son bölümlerdeki ters köşe, beklenmedik bir tatmin duygusu yaratıyor. Okur olarak bir noktada kimin kurban, kimin suçlu olduğunu sorgularken buluyorsunuz kendinizi.
Eleştirel anlamda baktığımda, hikâyenin bazı bölümleri hızlı geçilmiş. yan karakterlerin derinliği daha fazla işlenebilirdi. Fakat bu, kitabın sürükleyiciliğini azaltmıyor. Hizmetçi, hem kolay okunur hem de etkileyici bir psikolojik gerilim örneği.
İkinci kitap olan Hizmetçinin Sırrı ilk kitap kadar heyecan vermesede büyük bir merakla onu da bitirdim. Sonuç olarak Freida McFadden, “evin içinde saklanan sır” temasını okuyucuyı sıkmadan işlemeyi başarmış. Beğendim;)
Çok güzel bir kitap… Gece Yarısı Kütüphanesi kadar beğendim.
Hayat bazen içinden çıkılmaz, anlamsız ve ağır gelebilir. Matt Haig bu kitabında, bize yaşamın en zor anlarında bile tutunacak bir ışık bulabileceğimizi hatırlatmak istemiş. Çok da güzel farkındalıklar edindim açıkçası. Kendi deneyimlerinden yola çıkarak umut, iyileşme ve hayatla yeniden bağ kurma üzerine dokunaklı satırları çok etkileyici. Yaşama tutunmanın ne kadar zor ama aynı zamanda ne kadar değerli olduğunu hatırlatan bir eser oluşturmuş. Bence Matt Haig iç dünyasında ve etrafında yaşadığı zorlukları avantaja dönüştürmüş ve gerçekten iyi bir iş çıkarmış. Bazı insanlar kendi iç dünyasında yaşadığı iniş çıkışları bu şekilde olumlu hale getiremeyebiliyor. Hayat çok imkansızlıklarla dolu demek işin kolayına kaçmak. Hayat bir sürü imkanlarla dolu aslında; biz imkansız tarafından bakıyor olmayalım?
Ben bu kitabı okurken inceleme yazmayı tercih ettim çünkü okuyup okumamak arasında kalmıştım. Özellikle gidip bu kitabı almayı düşünmedim kendisi önüme düştü :)
Efendim şimdi okuyorumya kitabı başta beğenemedim bana bir huzursuzluk hissi yüklendi ama yarım da kalmasın devam edeyim dedim şimdi kitabın ortalarındayım beni sardı merak uyandırdı, beğendim:) Sıradan görünen bir olayın ardına gizlenmiş korku ve gizemi öyle bir işliyor ki, kitabı elinizden bırakmakta zorlanıyorsunuz. Bir kere karakterlerin iç dünyalarındaki çelişkiler ve olayların adım adım çözüme yaklaşması, okuru hem düşündürüyor hem de sürükleyici bir atmosferin içine çekiyor. Beni en çok etkileyen tarafı, insanın yüzünde taşıdığı ifadelerin aslında ruhunun en derin sırlarını saklayabileceğini hissettirmesi oldu.
Kitabı merak edenler için Sarı Yüz ‘e şans verilebilir:)
Bir Bilim Adamının Romanı: Mustafa İnan …
Oğuz Atay ’ın kaleme aldığı bu eser, Türkiye’nin önemli bilim insanlarından Mustafa İnan’ın hayatını anlatıyor. Çocuklukta yaşanan yoksulluklardan başlayarak, bilim tutkusu ve azmiyle ülkesine hizmet eden bir akademisyenin portresini çizmiş yazar.
Ana Fikir olarak verilmek istenen;
Gerçek zenginliğin bilgiye duyulan tutkuda ve insanlığa bırakılan mirasta olduğu; en kalıcı eserin ise yetiştirilen gençler olduğudur.
Beğnerek ve zevkle okudum:)