Mektup-roman tarzında 1850 Rusya'sını bu kadar iyi anlatan başka bir kitap daha yoktur sanırım. Dostoyevski yoksulluk ve yoksunluğu dibine kadar hissettiriyor. Hatta bazı kısımlarında bu kadar da yokluk olamaz diye iç geçirdiğim oldu. Hele Makar'ın kaldığı evin bir odasında yaşayan ailenin çocuğunun ölümünden sonra yaşadıkları üzüntü ve bir yandan da bakacak bir kişi eksildi düşüncesi çok çok üzücüydü. Yoksulluğun sınırının olmayışı Yaşamak kitabını aklıma getirdi.
Büyük beklentilerle okuduğum bir kitaptı ama aynı kavram, cümleler ve fikirler etrafında dolaşıp durmuş. Kurgusal olarak akıcı ama çok fazla aynı cümlelerin kullanılması rahatsız ediciydi. Özetini okusam da verilmek istenen mesajı anlayabilirdim..
Felsefeye başlangıç yapmak için ideal bir yayın ve seri olarak nitelendirebilirim. Kitap stoacılık ve Epiktetosun hayat hakkındaki görüşlerini yalın ve anlaşılır bir şekilde bize sunmakta. Özet *doğayla uyum içinde yaşa
*iradenin dışındaki şeylere teslim ol
*mutluluğu ara
*beklemeyi öğren Kendisinin Efendisi Olmayan Hiç Kimse Özgür DeğildirEpiktetos