Beni anlamıyorsun, güldüğümde gerçekten gülmüş oluyorum. Ama bu kendi yarattığım bir gerçeklik, bir rüyanın içindeki gerçeklik. Bazen sarsılarak uyanıyorum bu rüyadan. Maskelediğim her duygum su üstüne çıkıyor. Rüyadan uyanmak da kolay değil. Bazen öyle zorluyor, zorluyor ve zorluyorum ki kendimi. Rüyada oluşumun belirtilerini görmemek için öyle çabalıyorum ki. Yine de gerçeklik algım ağır basıyor ve uyanıyorum. E tabi bir anda uyanınca o maskeli balodan, bu hale geliyorum. Kendimi ittiriyorum, heveslendirmeye çalışıyorum. Ben hep böyleydim, geleceğe dair bir plan yapar ve o olana kadar ona tutunurdum. Mutluluğumu buna bağlar, kendimi manipüle etmeye çalışırdım. Çoğu zaman da bunu başarırdım. Şu an da öyleyim, evlenirken de öyleydim. Üniversite okurken de, çocuklarımın doğum günlerini gülücüklerle kutlarken de. Hevessizliğimi maskeledim, sevgiyle uyuşturmaya çalıştım kendimi. Kendi yarattığım afyon, bana uzun rüyalar gösterdi. Çocuklarımın annesi, öğrencilerimin muallimesi, kocamın eşi olduğum; bundan hoşnut olduğum bir düş. Bu düşten uyandığımda tekrardan dalmak o kadar güç oluyor ki. Zihnimdeki ölüm düşüncesini bastırmak, her şeye son verme istencimi yenmek.. öyle güç ki. Kendi kendimi aptal tesellilerle kandırmaya çalışıyorum bu fikirler zihnimde canlanmaya başladığında. Çocukların var diyorum, güzel bir mesleğin, seni seven birkaç öğrencin var. Sonra zihnimin en ücra noktalarında bu iki fikir savaşıyor, bu süreçte ölü gibi dolanıyorum etrafta. Yüzüme maske takacak gücüm olmuyor. Genelde yalnız kalacağım ortamlarda bulunuyorum. Sorana eşimle tartıştık diyorum. Eşim sorarsa mesleğimle ilgili bir yalan uyduruveriyorum. Özüm bu benim. Ne kadar arada uzun kış uykularına dalsam da; böyle uyanıyorum işte.