MERKEZ ÇEVRE İLİŞKİSİ...(...) Burada mesele, çokluğun varlığı değil, çokluğun hangi merkeze göre mevkilendiğidir. Hakikatin bir merkezde toplanması ve çevrede ona nisbetle düzenlenmesidir. Çevre merkezin dışına atılmış alan değildir; merkezin etrafında anlam kazanan, onunla nisbetlenen alandır.
Meselâ Fert Hakikati merkezdir; Topluluk Hakikati onun çevrede, kadroda, ümmette, mezhep ve vazife düzeninde görünmesidir. Fert Hakikati, Gaye İnsan-Ufuk Peygamber’de merkezlenir. Topluluk Hakikati ise bu fert hakikatinin sahabe kadrosunda, ümmette, mezhep ve vazife taksiminde aktüelleşmesidir. Topluluk hakikati, Peygamberî fert hakikatinin zaman ve mekân boyunca insan ve toplum meselelerinde vasıflandırılışının sayılı bir asılda temsilidir. Sahabenin içtihadı bu yüzden sıradan hüküm çıkarma değil, topluluk hakikatinin gerçekleşmesi ve toplulaştırma işidir. Yeni mesele, zamanî sahada belirir; sahabi onu zamanüstü merkeze bağlar ve topluluk hakikati içinde yerli yerine koyar.
İslâm’da önce bulma, sonra arama rejimi dediğimiz şey, aslın merkez olarak önce verilmiş olmasıdır. Arama, aslı icâd etmek değil, asılın gölgeler âlemindeki akislerini doğru okumaktır. Zorunluluk-hürriyet ilişkisi de bunun içindedir. İBDA düşüncesinde hürriyet zorunluluğun iptali değildir; zorunluluğun şuuruna varıp onu vazifeye çevirmektir. Ölçü önceliği meselesi de bunun içindedir. Ölçü yoksa, oluş idrâki de yoktur.
-REHA KANSU, "İbda Düşüncesinde Temel Kavramlar (2)", -III- Merkez-Çevre İlişkisi-, besincidevre.org, 14 Haziran 2026- Tefekkürât BİRLİK-ÇOKLUK İLİŞKİSİ...(...) “Asıl-gölge” düzeninin tecelli ve derece planındaki görünüşüdür. Tek bir hakikatin çok görünüşte belirmesidir. Bir olan asıldır; çokluk onun gölgeleri, akisleri, misalleri ve dereceli görünüşleridir. Su gibi “bir” olan keyfiyetin (mânânın) çeşitli kalıplardaki çokluk içinde görünüşünü ifade eder. Burada mesele bir mânânın kalıba girmesi değil, bir hakikatin çok tecelli ve derece hâlinde görünmesidir.
Mutlak Hakikat’in bir, tecellilerin çok olması; Peygamberî merkezin bir, sahabe vasıflarının çok olması; Kurtuluş Yolu’nun bir, mezhep ve içtihad tafsillerinin çok olması bu sınıfa girer.
Çokluk asla bağlı kaldığı sürece aslın birliğini çoğaltmaz, parçalamaz, bozmaz; onu farklı derecelerde gösterir. Asıldan kopmuş çokluk ise dağılma ve sapmadır. Burada önemli olan, çokluğu yok etmek değil, çokluğu birliğe bağlı tutmaktır.
-REHA KANSU, "İbda Düşüncesinde Temel Kavramlar (2)", -II- Birlik-Çokluk İlişkisi-, besincidevre.org, 14 Haziran 2026- Tefekkürât ASLOLAN MÂNÂDIR; KALIP ONUN GÖLGESİDİR...(...) Eserlerde “sonsuzun sûrette, mânânın kalıpta, muhtevanın şekilde, keyfiyetin kemmiyette ve zamanın mekânda görünmesi” veya “ruhun pıhtılaşarak madde haline gelmesi” şeklinde kurulan bu ilişki, görünmeyen ile görünen, potansiyel ile aktüel, iç ile dış, mânâ ile ifade arasındaki intikali vurgular.
Mânâ-kalıp ilişkisi, asıl-gölge ilişkisinin ifade planındaki görünüşüdür. Mânâ asıldır; kalıp onun gölgesidir. Gölge, aslı gösteren, asıldan haber veren, asla nisbetle mânâ kazanan görünüş demektir. Kalıp mânânın aynı değildir; mânânın misali, sureti, izi, taşıyıcısıdır. Aynı ilişki muhteva-şekil, keyfiyet-kemmiyet, ruh-madde, isim-mânâ çiftlerinde de işler.
-REHA KANSU, "İbda Düşüncesinde Temel Kavramlar (2)", -I- Mânâ-Kalıp İlişkisi-, besincidevre.org, 14 Haziran 2026- Tefekkürât ZÂHİR-BÂTIN İLİŞKİSİ...(...) Mânâ-kalıp, muhteva-şekil, bâtın-zâhir ve keyfiyet-kemmiyet ikilikleri, asıl-gölge münasebetinin form meselesindeki karşılıklarıdır. Yâni görünmeyen-görünen, iç-dış, öz-ifade, sır-tecelli ilişkilerinin ilk düzeni burada kurulmuş olur. Bâtın-zâhir ikiliği, Şeriat ve Tasavvuf bahsinin asıl omurgasıdır.
Zâhir; bâtının hüküm, ifade, amel, şekil ve nizâm alanında görünmesidir. Şeriat zâhirdir; hüküm, ölçü, yol, nizâm ve dış çerçevedir. Tasavvuf bâtındır; marifet, kalb, sır, ruh ve iç oluş derinliğidir. Şeriat’sız tasavvuf sapma; tasavvufsuz Şeriat kabuklaşmadır. Dolayısıyla zâhir-bâtın bir bütündür. Büyük Doğu-İBDA ilişkisinde, Şeriat-Tasavvuf bahsinde, sahabe ve topluluk hakikati bahsinde, mezhep ve tasavvuf bahislerinde sürekli çalışır.
-REHA KANSU, "İbda Düşüncesinde Temel Kavramlar (2)", -I- Mânâ-Kalıp İlişkisi-, besincidevre.org, 14 Haziran 2026- Tefekkürât MÂNÂ KALIP İLŞİKİSİ...(...) Kalıp, mânânın görünmesini, taşınmasını, tatbik edilmesini ve gerçekleşmesini mümkün kılan “form”dur. Burada temel hareket görünmeyenin görünmesi, iç olanın dışa çıkması, mânânın ifadeye kavuşmasıdır. Mânâ görünmek için kalıba muhtaçtır. Nasıl ki isim mânâyı taşır, mânâ isimde görünür. İsim, mânânın kalıba girmesidir. Mânâ kalıpsız kalırsa görünmez. Demek ki aslolan mânâdır. Kalıp, ona bağlı görünüş ve ifade şeklidir. Burada kalıp, şekil, kemmiyet ve madde aslî değildir; ama mânânın görünmesi için zarurîdir.
-REHA KANSU, "İbda Düşüncesinde Temel Kavramlar (2)", -I- Mânâ-Kalıp İlişkisi-, besincidevre.org, 14 Haziran 2026- Tefekkürât