Şu acayip dünyada, insan önce doğaya boyun eğdirdi, sonra altında üstünde ne varsa sahiplendi. Gün geldi, yetmez oldu, altı da, üstü de dünyanın insan soyuna. Yetebilecekken yetmedi. Batısındaki bir insanın tükettiğini, doğusunda dört insan zor tüketirken, yine de doğuya dikti gözünü. Altınını aldı, elmasını, baharatını... Sonra büyük bir icatta bulundu. Sanayileşiverdi bir anda. Bir siyah sıvıyla döndü sanayinin çarkı. Sanırsınız ki, kim sahipse ülkesinin toprakları dibindeki, altına, elmasa, petrol adını verdikleri o yapış yapış belaya, zengin olacaktır, insanı mutlu, sağlıklı ve tok... Ama işler böyle yürümüyor dünyada. Kim sahipse toprağının altında binbir türlü zenginliğe, en fakiri oldu dünyanın. Sahip olmak, sahibi olmak. Gerekirse aç bırakarak, cahil bırakarak, sefil ve zavallı. Sahip olmak, sahibi olmak. Gerekirse topla tüfekle, silahla. Hem artık yüz yüze bile değil savaşlar. Nükleer silahlarla, toplu katliamlarla.Tepeden bir gece uykudayken, kalleşçe...