Kür Şad, Temmuz 1947
Sıfırla Nasıl Tanıştım: Onunla 1928 veya 1929'da Pertev Naili vasıtasıyla tanıştım. O zaman Darülfünun talebesiydim. Pertev'in liseden hocası olduğu için arasıra evine giderdi. Pertev, o zamanki samimiyetimiz dolayısıyla beni ve Orhan Şaik'i de Sıfıra götürmüş, tanıştırmıştı. O sırada yegâne ihtilafi-mız Fuad Köprülü'nün Türk edebiyatındaki bilgisi üze-rindeydi. Hususî ve hissî bir meseleden dolayı Köprülü'ye düşman olan Sıfır onu çekiştirir, zımnen cehlini ileri sürer, biz de aksi tezi müdafaa ettiğimiz için arada tartış-malar olurdu. 1930'da Türkiyat Enstitüsü'ne asistan olduğum zaman ahbaplığımız yine devam etti. Enstitüye gelir, bana ve öteki asistan Abdülkadir İnan'a Türk edebiyatı hakkında bazı şeyler sorup öğrenir ve aramızda her hangi bir sızıltı ve münaferet olmazdı. Bilâkis herkesin nabzına göre şer-bet vermesini daha o zamandan beri bildiği ve meclisin-dekileri eğlendirmekte üstad olduğu için kendisinden hoşlanırdık. Sıfırın Bana Düşmanlığı: "Orhun"un 21 Mart 1934 tarihli beşinci sayısında yayınladığım bir yazı üzerine Sıfır bana düşman oldu. "Alaylı Alimler" başlığını taşıyan bu tenkit yazısı onun "Türk Edebiyatına Toplu Bir Bakış" adlı pek cahilane ve vahim hatâlarla dolu eserinin mahiyetini ortaya koyan sert bir makaleydi. Sertliğinin sebebi de bu kitabın lise-lere kabul olunacağı hakkındaki söylentinin günden güne büyümesiydi "Sıfır" o zaman Dil Kurumu'nda Türkçeyi tahrible uğraşan heyet arasında bulunduğu ve huzurda ga-zeller okuyarak göze girmiş olduğu için bu kitap hakika-ten liselerin resmî ders kitabı olabilirdi. Böyle bir faciayı önlemek için vicdanî bir vazife yaptım ve sert bir yazıyla işi açığa vurarak belki de hakikaten bir kültür trajedisini önlemiş oldum. İşte Sıfır bana bu yüzden düşman olmuş, hattâ o zaman beni mahkemeye vermek istemiş,
Sayfa 168 - 169·Kitabı okudu
7 - Bu bir alt not!
Yıllar sonra Nejat Uygur hastane yatağında bile siyaset malzemesi olacaktı. TBMM çatısı altında büyük bir kavga çıkmasının fitilini de ateşleyen olayı hatırlayalım. 2 Şubat 2010'da Erdoğan basına açıkladı; Nejat Uygur'u GATA'da ziyaret etmek isteyen eşi Emine Erdoğan'a türbanlı olduğu için izin verilmemişti. Bunun sonucu ' Emine Hanım ağlamıştı! Gerçekten de GATA yönetimi Emine Erdoğan'a kapıları kapatmış mıydı? Resmi açıklama henüz yapılmadı. Gerçi, biliniyor ki, TSK iç yönetmeliği gereği GATA'ya başı tam olarak kapalılar ya da kara çarşaflılar sokulmuyor. Ancak eşarp ya da Anadolu kadınının giysisi tül vs ile girilebiliyor. Öte yandan, 18 Mart 2006'da dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül GATA'da tedavi altına alındı. Türbanlı Hayrünnisa Gül, GATA' da refakatçi olarak kaldı. Peki, Bayan Gül'e kapılarını açan GATA Bayan Erdoğan'a niye kapılarını kapatsın? Güya ... Emine Erdoğan Nejat Uygur'un eşi Necla Uygur'a telefon açmış; o ·da bu durumu bazı doktorlara söylemiş; o doktorlardan biri de demiş ki; "Gelmesin." Açıklama böyle. GATA ise bu konuda suskun. İnsan sormadan edemiyor: Bayan Gül'ü, yedi gün konuk eden GATA, Emine Erdoğan'a 10 dakikayı mı çok gördü? İşin özü şuydu; yaşananlar sadece son yıllarda sık sık gördüğümüz "biz mağduruz" politikasının yeni bir versiyonuydu! 2008' de yaşanan olayın 2010' da açıklanmasının nedeni, referanduma aylar kalmasıydı ... Emine Hanım ağlar da Erdoğan ağlamaz mı; referanduma giderken 20 Temmuz 2010' da partinin grup toplantısında 12 Eylül Darbesi döneminde idam edilenlerden bahsederken gözleri doldu! Siyaset nelere kadir!
Sayfa 53·Kitabı okuyor
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Napolyon, Bizler gerçek Müslümanlarız ...
1797'de Mısır ve Suriye'ye Seyahat adlı eseri yayımlanan Volne'yi (Volney) yanında götüren Napolyon, 2 Temmuz 1798'de İskenderiye halkına yaptığı bir duyuruda, Bizler gerçek Müslümanlarız demekten çekinmez ve hangisi olursa olsun her dine horgörüyle bakmış olmasına rağmen İslâm için savaştığını ispatlamaya gayret eder.*
Sayfa 239 - *yorumlarda·Kitabı okudu
İlk kez giyotinle birinin başının kesilmesi (Nisan 1792) ile thermidor yıl II (Temmuz 1794) arasında, beden siyasal bir alana dönüşür. 60 21 Ocak 1793'te, kral katili, kralın ölüm törenini tersine çevirir. O gün, şaşkına dönen yurtseverler canavarın başına ve onun Cumhuriyet'i canlandıran kanının akışına bakarlar keyifle. Kralın dostlarıysa koşup o kurtarıcı sıvıya mendillerini batırmaya çalışırlar; etrafa yayılan kan XVI. Louis'ye İsa'yı çağrıştıran bir şehit özelliği kazandırır onların gözünde. Tam o anda, canın feda edilmesi hükümdar ve cellatları figürünü yeniden canlandırır.
Beden Kültürünün Merkezindeki Haz ve Acı/Bedenin Acıları, Sıkıntıları ve Sefaleti/Cesedin Yeri·Kitabı okudu
O zamanlarda Paris'te yaşanan ayaklanmalar binlerce kurban bırakmıştır arkalarında. Başoyuncular-özellikle kazananlar- ne düşünürse düşünsün bunlar pekâlâ iç savaşlardır. Ama bu insan kırımları kendine özgüdür. Yineleyelim: Yalnızca büyük kentte, neredeyse sadece başkentte gerçekleşmişlerdir. Dolayısıyla, köylü ayaklanması uygulamalarından ve imgeleminden bağımsızdırlar. Zaman içine dağılmış, tek tük ve ara ara meydana gelen kıyımlar değildir söz konusu olan; az çok hızlı biçimde devrime dönüşmüş (28-30 Temmuz 1830, 22-25 Şubat 1848) ya da başarısızlığa uğramalarının ardından basit ayaklanma konumuna indirgenmiş (Haziran 1832, Nisan 1834, Haziran 1848, Aralık 1851, Mart-Mayıs 1871) şiddet olayları boyunca, başkentin belli mahallelerini kana bulayan korkunç kırımlardır
Beden Kültürünün Merkezindeki Haz ve Acı/Bedenin Acıları, Sıkıntıları ve Sefaleti/Kıyıma Uğrayan Beden·Kitabı okudu
Devrim eski kıyım uygulamasını yeniden başlatmış -yalnızca kin zincirlerini yaratarak ya da harekete geçirerek olsa da- ve kıyım yöntemlerinin yeniden düzenlenmesine neden olmuştur. 1789 yazı, Temmuz ve Ağustos ayları (taşrada), 1792 Eylülü (Paris'te), 1793 İlkbaharı ("Vendée"de) bu zincirinden boşanmanın başlıca süreçleri yaşanır. Bu tarihlerde bazı açılardan idamın teatralliğiyle uyumlu bir şiddet gösterisi açığa çıkar. Kendisini kanlı bir temsile kaptırmış; kararlılıkla edimlerinin meşruluğunu kanıtlamak, bu edimlerin varsayılan etkisinin tadını çıkarmak ve kendiliğinden gelen cezalandırma aracılığıyla tehdit altında gördüğü dengeyi yeniden kurmak isteyen bir kalabalığın işidir bu gösteri. Bu dramatik sahneler öykünme oyunuyla ve içinde sorumlulukların azaldığı toplu bir güdümlülük doğuran gizli bir tehdit duygusuyla sürer gider. Kıyım kimi zaman bedenin gerçekliğine gerçekdışı tarafların varlığını katmayı, o zamana dek aşırı bulanık olan sınırları belirlemeyi ve bilinçli olarak kin akımları başlatmayı amaçlayan şiddetli bir özgürleşmedir.
Beden Kültürünün Merkezindeki Haz ve Acı/Bedenin Acıları, Sıkıntıları ve Sefaleti/Kıyıma Uğrayan Beden·Kitabı okudu