2017, Halep-Suriye

Mihri Revzen

@mihrevzen
·
Telefonumun ekranında yılları aşmış şekilde uzun zamandır bu fotoğraf var... Telefon ekranıma bakanlara göre bu, harabenin ortasında oturan yaşlı bir adamın fotoğrafı. Bu yüzden sık sık aynı soruyu duyuyorum: “Bunca güzel fotoğraf varken neden bunu kullanıyorsun?” Çünkü ben o karede sadece bir adam görmüyorum. Fotoğraf, Lübnanlı savaş muhabiri ve fotoğrafçısı Joseph Eid tarafından 2017 yılında Halep'te çekildi. Karedeki kişi, savaş boyunca şehrini terk etmeyi reddeden Muhammed Anis. Etrafında yıkılmış bir şehir, kaybedilmiş yıllar ve savaşın bıraktığı derin izler var. Ama o, kırık piposunu tüttürüyor, müzik dinliyor ve sanki bütün yıkıntılara rağmen hayatın hâlâ devam ettiğini hatırlatıyor. Bana göre bu fotoğraf, insanın şartlar ne kadar ağır olursa olsun içindeki zarafeti, umudu ve vakur duruşunu koruyabilmesinin sembolü. Belki bu yüzden ekranımda duruyor. Çünkü bazen hayat da Halep'e benziyor; planlarımız yıkılıyor, emeklerimiz dağılıyor, beklediklerimiz olmuyor. Ama bütün bunların ortasında insanın bir pencerenin önüne oturup gökyüzüne bakabilmesi, bir melodiyi dinleyebilmesi ve hayata küsmemesi gerekiyor. İnsan bazen her şeye rağmen yaşamayı seçen bir adamın fotoğrafına bakarak kendine bazı şeyleri hatırlatıyor. Belki de bu yüzden, birçok kişinin yalnızca bir harabe ve yaşlı bir adam gördüğü yerde ben; direnci, asaleti, sabrı ve insan kalabilmenin ne kadar büyük bir başarı olduğunu görüyorum.
Hayata Dair
Telefonumun ekranında yılları aşmış şekilde uzun zamandır bu fotoğraf var... Telefon ekranıma bakanlara göre bu, harabenin ortasında oturan yaşlı bir adamın fotoğrafı. Bu yüzden sık sık aynı soruyu duyuyorum: “Bunca güzel fotoğraf varken neden bunu kullanıyorsun?” Çünkü ben o karede sadece bir adam görmüyorum. Fotoğraf, Lübnanlı savaş muhabiri ve fotoğrafçısı Joseph Eid tarafından 2017 yılında Halep'te çekildi. Karedeki kişi, savaş boyunca şehrini terk etmeyi reddeden Muhammed Anis. Etrafında yıkılmış bir şehir, kaybedilmiş yıllar ve savaşın bıraktığı derin izler var. Ama o, kırık piposunu tüttürüyor, müzik dinliyor ve sanki bütün yıkıntılara rağmen hayatın hâlâ devam ettiğini hatırlatıyor. Bana göre bu fotoğraf, insanın şartlar ne kadar ağır olursa olsun içindeki zarafeti, umudu ve vakur duruşunu koruyabilmesinin sembolü. Belki bu yüzden ekranımda duruyor. Çünkü bazen hayat da Halep'e benziyor; planlarımız yıkılıyor, emeklerimiz dağılıyor, beklediklerimiz olmuyor. Ama bütün bunların ortasında insanın bir pencerenin önüne oturup gökyüzüne bakabilmesi, bir melodiyi dinleyebilmesi ve hayata küsmemesi gerekiyor. İnsan bazen her şeye rağmen yaşamayı seçen bir adamın fotoğrafına bakarak kendine bazı şeyleri hatırlatıyor. Belki de bu yüzden, birçok kişinin yalnızca bir harabe ve yaşlı bir adam gördüğü yerde ben; direnci, asaleti, sabrı ve insan kalabilmenin ne kadar büyük bir başarı olduğunu görüyorum.
Hayata Dair
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Karagöz İle Hacivat: Leylek
KARAGÖZ İLE HACİVAT: LEYLEK Mart ayının ortası. Kar yeni kalkmış. Ortalık ayaz, hava buz gibi. Karagöz nicedir işsiz. Kazağını, paltosunu eskiciye satmış. Yarı aç, yarı tok. Üstünde bir fanila, bir mintan. Soğuk havada iş bulmak için gezerken, dişlerinin takırtısı Uludağ'dan duyuluyor. Karagöz tam bu esnada Hacivat'la karşılaşır. Hacivat: " Merhaba Karagözüm. Nasılsın, iyi misin? " Karagöz: " İyi değilim Hacivat. Donuyorum. " Hacivat sağa sola bakınır. Bir evin bacası üstündeki leyleği görür. Parmağıyla leyleği işaret ederek: " Bak Karagözüm, leylekler gelmiş. Artık yaz geliyor. " Karagöz: " Hacivat, anlamsız konuşma. Hem leylek gelmiş diyorsun, hem kaz geliyor diyorsun. " Hacivat: " Kaz demedim Karagözüm, yaz geliyor dedim. " Karagöz: " Kaz yazayım ama ben yazı bilmem ki. Yaz demek kolay. " Hacivat: " Dediklerimi yanlış anlıyorsun Karagözüm. Bak leylek nasıl da takırdıyor. " Karagöz çenesini tutar: " Takırtı benden geliyor. Paltom yok da, soğuktan dişlerim takırdıyor. " Hacivat: " Palton yok mu? Doğru ya, paltonu giymemişsin. Al benim paltomu giy. " der ve paltosunu Karagöz'e verir. Karagöz paltoyu giyer ve dişlerinin takırdaması durur. Bu sefer üşüyen Hacivat'ın dişleri takırdamaya başlar. Karagöz: " Hacivat, bu leylek yolunu kaybetmiş, kış günü Bursa'ya gelmiş. Şimdi gerçekten takırdamaya başladı. " Hacivat: " Karagözüm, leylek değil, ben takırdıyorum. O palto senin olsun. Kürkçü Emin'den kendime kürklü palto alacağım. "Karagöz: " Körükçü Cemil'den palto mu çalacaksın? " Hacivat: " Çalmayacağım, parasıyla kürklü palto alacağım. " Karagöz: " Hacivat'ım, paltonu geri al, bana kürklü palto satın al. " Hacivat: " Olmaz Karagözüm, benim eski paltomu sen giy. Ben kendime kürklü palto alacağım. " Karagöz, kendine alma, bana al dedikçe, Hacivat, sana değil, kendime
Şu an CHP'nin içinde bulunduğu durum, eski siyasal genetik ile yeni kurumsal iddiaların bir laboratuvar deneyi gibi: Özgür Özel’in "Denklem Dışı" Hamlesi: Bu hamleyi tek başına "fedakarlık" olarak okumak da "mecburiyet" olarak okumak da resmi eksik bırakır. Gerçekçi olan, bunun rasyonel bir kurumsal tahkimat olmasıdır. Özel, karizmatik figürlerin (İmamoğlu ve Yavaş) gücünü kabul ederek kendini geriye çekmiş, ancak kurduğu "Aday Ofisi" ve "Ön Seçim" vaatleriyle o devasa şahsi güçleri kurumsal bir koridorun içine sevk etmeye çalışmıştır. İmamoğlu Denklemindeki Risk: Çerçevemizin tam isabetle yakaladığı gibi, partinin "A, B, C ve Z" planlarının tamamen İmamoğlu’nun şahsına (ve üzerindeki yargı tehdidine) endeksli olması, kurumsal yapının hâlâ dışsal ve kişisel bir kadere ne kadar bağımlı olduğunu kanıtlıyor. Kurum mekanizma üretiyor, ancak o mekanizmanın içini dolduracak olan enerji hâlâ tamamen "karizma" merkezli. 2017 referandumu muhasebesinin yapılamamış olması (Amnezi Dişlisi), partinin yapısal olarak geçmişin elit ağlarından tamamen kopamadığını gösteriyor. Ancak 2026'nın bu erken seçim sath-ı mailinde, tüzüğe işlenen kurallar ve genel başkanın sergilediği kurumsal hakemlik rolü, partinin en azından bu kez "aynı hatayı bile bile tekrarlamama" yönünde bir refleks geliştirdiğini gösteriyor. Dediğimiz gibi, önümüzdeki aylar bu gerilimi çözecek. Mekanizmalar (Aday Ofisi, kurullarla yönetim) kağıt üzerinde hazır; ancak iktidarın yargı hamleleriyle ya da liderlerin şahsi hırslarıyla ilk ciddi "baskı" geldiğinde bu barikatların yıkılıp yıkılmayacağını göreceğiz.
Siyaset
Aday Ofisi: Gerçek Sinyal mi, Kozmetik mi? İkisi aynı anda. Tüzüğe mekanizma eklemek, adaylık sürecini kişisel pazarlıktan kurala bağlama niyetini gösteriyor; bu gerçek. Ama mekanizmanın değeri, ilk gerçek baskıda nasıl davranacağına bağlı. PM'i genişletmek ise klasik iç denge kurma refleksi; bunu dönüşüm sinyali saymak zor. Yargı: Şimdilik niyetin kurumsal, uygulamanın belirsiz olduğu bir geçiş noktası. Özel'in Formülü: Modelimizin En Güçlü Karşı Kanıtı Bu en önemli veri. "Kendini denklemden çıkarma" hamlesi, lider odaklı siyasete gerçekten aykırı ve kurumsal olgunluk göstergesi. Ama bir sınır var: Özel bunu kendi iradesiyle mi yaptı, yoksa İmamoğlu'nun tabanındaki ağırlığı karşısında başka seçeneği olmadığı için mi? Bu iki okuma, aynı davranıştan çok farklı sonuçlar üretiyor. Ön seçim vaadi de kritik. Eğer gerçekten uygulanırsa, Türkiye siyasetinde nadir bir kurumsal meşruiyet pratiği olur. Eğer İmamoğlu engellenir ve Yavaş meselesi kapalı kapılarda çözülürse, söylem ile pratik arasındaki uçurum belirginleşir. Amnezi Dişlisi: Hiç Sarsılmadı Bu dişli verilerle tamamen doğrulandı. 2017 muhasebesi yapılmadı, yapılmayacak. Çünkü yapısal engel teorik değil, somut: Masada oturanların tamamı o dönemin aktörleri. Genel Yargı Model esniyor ama çökmüyor. Dönüşümün en güçlü sinyali Özel'in formülü; en büyük yapısal zafiyet ise stratejinin hâlâ tamamen İmamoğlu'nun hukuki akıbetine endeksli olması. Yani CHP, kurumsal olgunluk ile kişisel kader arasında asılı duruyor. Bu gerilimi çözecek olan önümüzdeki birkaç ay.
Siyaset
CHP, Kasım 2025'te 39. Olağan Kurultayı’nı yaptı. Özgür Özel 1333 delegenin oyuyla yeniden genel başkan seçildi. Ancak bu kurultayda çok kritik bir tüzük hamlesi yapıldı: Parti tüzüğüne resmen "Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi" eklendi ve Parti Meclisi (PM) üye sayısı 60’tan 80’e çıkarıldı. Ayrıca yargı bağımsızlığından eğitime kadar net taahhütler içeren yeni bir parti programı onaylandı. Tüzüğe kurumsal bir "Aday Ofisi" eklemek ve programı yenilemek, adaylık sürecini şahısların tekelinden alıp kurumsal bir mekanizmaya bağlama çabası (gerçek dönüşüm sinyali) olarak okunabilir. Öte yandan, PM üye sayısını 80'e çıkarmak, kurultayda daha fazla delege kliklerini memnun etmek ve iç dengeleri korumak için yapılmış "klasik parti içi ödüllendirme" (kozmetik koruma) refleksine de benziyor. 2026’nın bu ilk aylarında Türkiye tamamen erken seçim ve cumhurbaşkanlığı adaylığı denklemini konuşuyor. Ekrem İmamoğlu, "Adaylığım kesin biçimde devam etmektedir" diyerek pozisyonunu koruyor. Ancak üzerinde çok ciddi bir dışsal şok (yargı baskısı, istinaftaki siyasi yasak riski ve yeni üretilen diploma tartışmaları) var. Özgür Özel, Kılıçdaroğlu’nun 2023’teki hatasını tekrarlamayarak kendini adaylık denkleminden tamamen çıkardı ve şunu söyledi: "Denklemi çözmek için değişkenleri sabitlemek lazım. Denklemi çözecek kişi kendini denkleme sokarsa, değişkeni sabitleyemezsin." Özel, adaylarının İmamoğlu olduğunu, ancak onun yargı eliyle engellenmesi durumunda Mansur Yavaş seçeneği için 2 milyon üyeyle bağlayıcı bir ön seçim yapacaklarını ilan etti. Genel başkanın kendi şahsi hırsını aradan çekmesi, lider odaklı siyaset teorimizi sarsan kurumsal bir olgunluk işareti. Ancak öte yandan, partinin ana stratejisinin hâlâ İmamoğlu’nun kişisel yargı süreçlerine endeksli olması ve "İmamoğlu olmazsa Yavaş"
Siyaset